Anasayfa / Yazar Arşivi: Tuğçe GÜÇNAR KENGİL

Yazar Arşivi: Tuğçe GÜÇNAR KENGİL

Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü tamamladıktan sonra kariyerimde İşe Alım ve Kariyer Yönetimi alanına yöneldim. İnsanlarda hem işe alım süreçlerinde hem kariyer gelişim serüvenlerinde gördüğüm içsel sorgulama ve sürekli arayış halleri beni koçluk alanına yöneltti. Para kazanırken de mutlu olunabilmeli diye düşünürken kendimi Sola Unitas Akademi’de buldum. Koçluk eğitimlerine başlayarak Yaşam, Öğrenci ve İlişki Koçluğu alanlarındaki eğitim ve çalışmalarıma halen devam etmekteyim. “Sen değiş dünya değişsin” inancıyla oluşturduğum blog sayfamda insana dair yazılarımı paylaşmanın yanı sıra henüz basılmamış bir kitabım ve tasarı aşamasında yazılmayı bekleyen 2. kitabımın heyecanıyla yaşamaya devam ediyorum.

Ya yatağınızı değiştirin ya işinizi

Ruhun bedeni bedenin de ruhu etkilediğini biliyoruz. Peki bu denklemden yola çıkarak işinizi sevip sevmediğinizi anlayabileceğinizi biliyor musunuz?

Motivasyon = beklenti × sonuca ulaşabilme olasılığı ise ben de diyorum ki;

Mutluluk ve tatmin çoğaltıldıkça hissedilen yorgunluk azalır.

Aklıma 2014 yılındaki halim geldi. Yoğunluk hat safhada. Hafta içi işe gidiyorum, mesai saatleri 9/18 ancak benim evden çıkma ve eve varma saatleri 7/20 Devamını Oku »

Kararların sana mı ait?

Dün gece uyumadan hemen önce kısa bir instagram turu yaparken kuzenimin bir paylaşımına rastladım. Muhtemelen İstinye civarlarından çekilmiş, çok hoş bir boğaz fotoğrafı. Altına da yorum yazmış. Buraya kadar her şey çok normal değil mi? Aslında bundan sonrası da gayet normal. Yazdığı yorum da son derece güzel. Gel gör ki yorumdaki tek bir cümle uykumu kaçırmaya yetti.

Cümlenin aynısını yazmayacağım, özetle diyordu ki; geçmiş geçmiştir, bizler bugün aldığımız kararlarla yarınımızı şekillendiriyoruz.

Anında kafamda kocaman bir soru işareti!

Öyle mi acaba?

Ya da şöyle soralım; aldığımız kararların ne kadarı kendi irademizle alınmış olabilir? Devamını Oku »

Değiştirsem ama Neyi?

Toplumsal ya da bireysel yaşanan tüm olumlu/olumsuz olaylar ruh halimizi direkt ya da dolaylı olarak etkiliyor. Sabah uyandığımızda mutlu bir insanken, kahvemizi içerken okuduğumuz bir haber ya da karşıdan karşıya geçerken şahit olduğumuz bir olay, duygu durumumuzu çoğu zaman geçici bazen de kalıcı olarak değiştirebiliyor. Ve biz günlerimizi negatif ve pozitif çalkantılar içerisinde geçiriyoruz.

Peki ne oluyor da bizler hayatımızda bir şeyleri değiştirme kararı alıyoruz?  Hatta bazen bu değişim o kadar hızlı oluyor ki, karar alma fırsatımız bile olmayabiliyor.

Bu bazen bir eksiklik bazen bir fazlalık bazen de bıkkınlık halinde cereyan ediyor. Yani negatiflik, ağırlığını o kadar derinden hissettiriyor ki acımızı hafifletmekten başka çaremiz kalmıyor. Devamını Oku »

İlk olarak ne alırdınız?

Dünyada her şeyden bolca var. Sofra; öğrenecek, bekleyecek, üzülecek, aldanacak, ağlayacak, gülecek, şikayet edecek, şükredecek, aşık olacak, küsecek, nefret edecek, sevecek, hediye edecek, bağlanılacak ve buna benzer bir sürü şeyle dolu.

Herkes ihtiyacı kadarını, hatta çoğu zaman fazlasını, mideye indirmeye çalışıyor. Bazen kepçeler çarpışıyor. Sesler yükseliyor. Dişlerimizin arasına giren nefreti bir türlü çıkaramıyoruz. Kürdan yok. Ya da inancımız… Devamını Oku »

Nasıl mı hissediyorum?

Baharın ilk günleri… Ben de hafta içi çalışıp hafta sonu tatil yapanlardanım. Her ne kadar inatla “Bu hafta sonu kesin geç kalkacağım.” desem de, yine gözlerim 08.30’da açıldı. Evi topla, kahvaltı yap derken bir ara telefonumu aldım elime. Bu sırada da ağzıma bal çalacak olan cumartesi ve pazarımı nasıl geçireceğimi düşünüyordum.

Dünyada neler olduğunu öğrenmek için dokunmatik ekranlarımızı başparmağımızla yukarı doğru itmemiz yeterli. Ben de gezme planlarıma geçmeden hemen önce başladım ekranımı itmeye.

İlk haber, kız kardeşe tecavüz. Lanet okudum. Tiksindim. Devamını Oku »

Onun Adı Malala

Malala kim?” diye sordu silahlı adam.

Malala benim, bu da benim hikâyem.

Haksızlığa maruz kalan ve sonra da susturulan bütün kızlar.

“Sesimizi birlikte duyuracağız!”

Bu sözler, Pakistan’da doğmuş,  2011’de “Ulusal Barış Ödülü”, 2014’te de “Nobel Barış Ödülü” almış -Nobel Ödülü alan en genç kişi-  Malala Yusufzay’a ait. Devamını Oku »

EGO : Dostum, Artık Dost Olmasak mı?

Uzun zamandır hayatımı paylaştığım dostumla artık anlaşamıyoruz. Eskiden hoşuma giden güzel sesi bugünlerde kulağımı tırmalıyor ve söylediği sözler geçmişteki kadar işime yaramıyor. Biraz size ondan bahsetmek istiyorum. Belki sizinle ortak paylaştığımız bir sorundur ve işin içinden birlikte çıkabiliriz kim bilir…

Hayatıma girdiğinde ben daha küçüktüm. Bilirsiniz başımız sıkışınca en yakınımızdakilere sorarız ne yapmamız gerektiğini. Aslında ilk zamanlar ona hiçbir şey sormuyordum ama o bana her seferinde ne yapmam, nasıl yapmam, ne söylemem, nasıl söylemem, ne giymem, nasıl giyinmem, nereye oturmam, nasıl oturmam, nereye gitmem ve nasıl gitmemle ilgili yönlendirmeler yapmaya başladı. Devamını Oku »

Kapama Tuşunuz Nerede?

Kahvesinden bir yudum daha aldı. Havalar da iyice soğumuştu. Halbuki dün ne kadar güzeldi, bir de bugüne bak! Neyse, dedi. Dikkatimi toplasam iyi olacak. Karşısındaki geniş koltukta oturan kadına bakarak devam etti. İnsan anlattıkça daha mı eksik kalıyor ne dersiniz? Yaklaşık olarak 1 saattir anlatıyorum. Sanırım çok vaktimiz de kalmadı. Ne diyordum. Hah, hatırladım şimdi.

Bende bir şey var, ama ne var bir bulabilsem…  Belki sizde de vardır. Sokaktaki, iş yerindeki, ailemdeki, otobüsteki insanlarda da vardır, bilemiyorum. Devamını Oku »

Mutlu son için, bahanelerinizden vazgeçin!

İstediği oyuncağa daha hızlı ulaşmak için ayağa kalkan bebek “yürürsem düşerim” diye aklından geçirirse, oyuncağına nasıl ulaşabilir?

Peki daha da önemlisi yürümeyi nasıl öğrenebilir?

Boyumuzun ortalama 85 cm olduğu o dönemlerde dev işlere imza atarken, koca koca insanlar olunca, kafamızı camdan dışarı uzatmamızı engelleyen bu büyük yapıştırıcı ne olabilir sizce? Bunun adına yapıştırıcı diyorum; çünkü bu “şey” her ne ise, bizi olduğumuz yere yapıştırıp hapsediyor. Devamını Oku »

Sana Kim Güvensin?

Servisim trafikte yavaş yavaş ilerliyor, şunun şurasında Acıbadem’e ne kaldı derken bir yandan camdan ağaçlara bakıyorum. Ağaçlar beni her zamanki gibi rahatlatıyor, bonus olarak hayal kurmama da yardımcı oluyor. Yeşili güzel, dalları güzel, yaprakları güzel… Denemenizi tavsiye ederim.

Dal demişken, ağaca baktım ve tutunduklarım aklıma geldi. Sahip olduğum hayatta biraz daha kalabilmek için sıkı sıkıya tutup bırakmadıklarımı düşündüm. Tabi ki beynimin içinde onlarca seçenek belirdi.

Ne oluyor, bir dakika, sakin olun derken bir baktım aradan bir şey sivrildi.

“Güven”

Ağacın dallarını görünce benim aklıma güven geliyor. Devamını Oku »