KendiniGelistir.Com » BoÅŸanmakla baÅŸarı arasında doÄŸrudan bir iliÅŸki var mıdır?
MOTIVASYON MESAJINIZ:
"Unutma yansıttığın ışık kadar iyisin!" - Laura Rooney

Boşanmakla başarı arasında doğrudan bir ilişki var mıdır?

30 Eylül 2007 | Özgür ŞAHİN | Kategori: Başarı Yazıları |

Boşanmak içinBir zamanlar benim de başıma geldi: Sevdiğim kız, bir başkasıyla evlendi.
O hissiyatı bilirim: Ağır bir yenilmiÅŸlik duygusu… Bir baÅŸkasına tercih edilmiÅŸ olmanın derin hayal kırıklığı… Gidip düğünü basacak kadar yoÄŸun bir kızgınlıkla… naçar bir umursamazlık arasında sallanan ikircikli ruh hali… “Neden o?” sorusunda belirginleÅŸen, kıskançlığın narsisizme dolandığı bir duygular sarmaşığı…

Düğün öncesi söyleşi
Zuhal Olcay-Haluk Bilginer çifti, özenle susmalarına rağmen, sahne ışıkları altındaki benzerleri gibi, birinci sayfalarda boşandılar.
Salı Haluk Bilginer yeniden evleniyor.
Bu düğün öncesinde ve kendisine “En iyi kadın oyuncu” ödülü getiren “Natalie” oyunu sonrasında sohbet ettik Zuhal Olcay’la…
Bir zamanlar benim hissettiklerimi hissediyor mu o da?
Kısmen…
12 yıllık bir evliliğin bitişi ardından bunları hissetmemek kabil değil.
Ama altı ay önce kendisini gözyaşına boğabilecek bir sohbeti şimdi tebessümle yapabildiğine göre fırtına dinmiş, hasar raporu çıkmış, bir defter kapanmış.
Sabahları uyanıp “Allah’ım şükürler olsun, özgürüm” diye sevindiÄŸi, “Niye daha önce kopmadım ki?” diye hayıflandığı bir dönemi yaşıyor.
“Güçlü kadın”ı mı oynuyor?
Bir oyuncuyla konuÅŸurken bunu anlamak zor. Ama en çok hüzün yakıştırılan yüzünden huzur, neÅŸe ve özgüven okunuyor ÅŸimdilerde…

Boşanınca gelen başarı
Bu özgüveni son dönemki baÅŸarılarına borçlu biraz da…
Åžimdi yazacağımın kendisi farkında mı bilmiyorum ama Olcay’ın hayat hikayesiyle kariyer çizelgesini birlikte okuyunca insan “Ya iÅŸ ya eÅŸ” diyenlere hak veriyor.
Bilginer’den önce iki evlilik yapmış Zuhal Olcay… (Kendi tabiriyle “19 yaşından beri evli; aralıklarla…”)
Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitirdiÄŸi 1976 yılında sınıf arkadaşı Selçuk Yöntem’le evlenmiÅŸ.
Üç yıl süren bu evliliÄŸin ardından iÅŸadamı Zafer Olcay’la yolları birleÅŸmiÅŸ.
1987′de ondan da ayrılmış.
Åžimdi dikkat:
BoÅŸandığı yıl, “Martı” oyunundaki Nina rolüyle Avni Dilligil Tiyatro Ödülü’nü kazandı Olcay…
Ardından “Balkon”daki İrma rolüyle Ankara Sanat Ödülü’nü aldı.
1989′da baÅŸarılarını uluslararası alana taşıdı: “Sahte Cennete Veda” filmindeki rolüyle Almanya Altın Film Åžeridi’nde En İyi Kadın Oyuncu seçildi.
Aynı yıl büyük ses getiren müzikalde Evita’yı oynadı.
Buradaki baÅŸarısıyla ÅŸarkıcılık kariyerine baÅŸladı ve 1990′da ilk albümü “Küçük Bir Öykü”yü çıkardı.
1992′de Haluk Bilginer’le evlendi.
Ödüllere bir süre ara verdi.
Åžimdi ondan ayrıldıktan sonra, üç yıl uzak kaldığı sahnelere yeniden dönüyor ve uzun süre esirgenen ödüller yaÄŸmaya baÅŸlıyor yine…
Bu arada Bülent Ortaçgil’le “BaÅŸucu Åžarkıları” çıkıyor ve büyük ilgi görüyor.
Görünen o ki, boÅŸanmak Zuhal Olcay’ya yarıyor.
“Dostlar bende kaldı”
Peki neden?
Şimdi çalışmaya daha çok vakit bulduğu için mi bu başarılar?
Yoksa boşanma, başarmanın ön koşulu mu?
Belki de işimiz, ayrılık acımızı saran bir yara bandıdır. Daha çok unutmak için daha çok çalışırız. Çalıştıkça, kanayan ruhumuzu sararız.
O kanlı alın terinin tacıdır baÅŸarı…
Olcay da başında o taçla, üçüncü kez koşup geldiği başlangıç çizgisinde yenilenmiş ve mutlu görünüyor.
Tek üzüntüsü, Bilginer’le birlikte büyük emeklerle kurdukları tiyatronun eski eÅŸinde kalması…
“Ya dostlar? Onlar kimde kaldı” diye soruyorum.
“ÇoÄŸu bende hâlâ” diyor, “biri hariç… Onun da kalbi bende, biliyorum.”
Ama “yaÅŸadıklarından öğrendiÄŸi bir ÅŸey var”:
Artık işi, eşi, dostları ya da başkaları için yaşamıyor.
Herkesten çok kendini önemsiyor, kendine özeniyor.
Bu da boşanmayla gelen bir karar mı?
“DeÄŸil, uzun zamandır böyle…”

“Önce ben!”
Bu yaklaşıma iki kez tanık oldum, son bir yıl içinde…
İlki Mülkiyeliler Birliği gecesindeydi. Sahneye çıktığında çatal bıçak sesleri eşliğinde yemeğe devam eden Mülkiyelilere, alışılmadık bir üslupla sert çıktı Olcay;
“Madem dinlemeyecektiniz niye beni davet ettiniz?” dedi.
Birden çatal bıçak sesleri kesildi.
İkincisi, dostlarının bir araya geldiği kalabalık bir geceydi.
Kendisinden habersiz planlanmıştı. Oysa onun başka planı vardı.
“Kusura bakmayın, bu gece sizlerle birlikte olamayacağım” dedi ve gitti.
Bu iki geceyi hatırlattım.
Güldü.
“BaÅŸkalarını mutlu edebilmek için önce ben mutlu olmalıyım; doÄŸrusu bu deÄŸil mi?” dedi.
Bir kazayla gelen deÄŸiÅŸim
Aslında o da bir zamanlar, hep baÅŸkaları için didinen ve “Hayır” diyemeyenlerdenmiÅŸ.
DeÄŸiÅŸim bir felaketle gelmiÅŸ.
1977′de Ankara-İstanbul yolunda devrilen trendeymiÅŸ Zuhal Olcay…
Orada ecelle yüzleşmiş.
Herkesin ölümlü olduÄŸunu öğrenmiÅŸ ve “Yarın ölecek gibi” yaÅŸamayı seçmiÅŸ.
Giderek geliştirdiği bu güçlü hissin doruğunda şimdi:
Kimseye hesap vermeden yaşıyor, sevdiklerine cömertçe açılıp, sevmediklerine duvarlar örüyor.
Ve en önemlisi kendisini eskisinden daha çok seviyor.
Meslekteki 30′uncu yılına her zamankinden güçlü giriyor.

 

“Çok iyiydin!”
Tam ayrılık döneminde, eÅŸinden ayrılan bir kadını anlatan “Nathalie” oyununda rol aldı Zuhal Olcay…
Bunun yaratabileceÄŸi muhtemel çaÄŸrışımların farkında olarak, boÅŸanan kadın rolünü Tilbe Saran’a bırakıp oyundaki “öteki kadın”ı oynamayı seçti:
“Öteki kadın” bir fahiÅŸeydi.
“Nathalie”nin konusu özetle şöyle:
EÅŸi Daniel’den ayrılan Sonia, intikam için bir fahiÅŸeyle (Nancy) anlaşıyor. “Nathalie” adını verdiÄŸi bu kadını sekreter rolünde eski kocasına gönderiyor. FahiÅŸeye aşık olmasını saÄŸladıktan sonra kaybettirip intikam almayı planlıyor.
Lakin oyun ilerledikçe kadınların içinden matruşkalar gibi farklı karakterler çıkıyor.
Hiç kocası için ÅŸarkı söylememiÅŸ bir soprano…
İçten içe sevgiyi arayan bir fahiÅŸe…
BaÅŸka bir kadının yanında, eÅŸinin tanıdığından bambaÅŸka birine dönüşen ve “boÅŸanma teklifi için eÅŸinin en dibe vurmasını bekleyen” bir adam…
Sahnede iki kişi, yedi-sekiz farklı karakteri oynamaya başlıyor.
Ve sonunda gönül işlerinin hesaba gelmediği anlaşılıyor.
Öyle ya; “Herkesin ansızın bambaÅŸka biri olabildiÄŸi bir an ya da dönem vardır”.
Soğuk, mesafeli, güçlü sanılan insan, günün birinde üzerine yapıştırılan imajı fuzuli bir maske gibi çıkarıp bir kenara koyar ve karşınıza bambaşka bir kişilikle çıkar.
“Size nasıl yapılır bu?”
Oyunu izlerken seyirci kaçınılmaz olarak, hem sahnedeki yeni boşanmış kadının ilişkisini hem kendisininkini sorgulamaya başlıyor.
Adamın eÅŸine söylediÄŸi yalanlar mesela…
Olcay’ı da en çok inciten onlar deÄŸil miydi?
Terk edilmekle baÅŸ edebilmek?
Belki de en zoru bu…
Tebdil-i kıyafet alışveriştesinizdir. Süpermarkette konserve seçerken tanınırsınız. Ve kaçıp durduğunuz o vahvah seansı başlar:
“Nasıl yaparlar? Hem de sizin gibi birine…”
Hoopp… Karın aÄŸrıları en baÅŸa döner.
Ve oyunun en unutulmaz sahnesi:
Soprano kadın, gözyaşları içinde evliliğinin çöküşünü anlatırken onu en çok yaralayan şeyden söz eder:
Nasıl oynarsa oynasın, her oyundan sonra eÅŸi ona rutin bir tonda “Çok iyiydin” demektedir.
Ama bu tebrikte içten bir yüreklendirme değil, derin bir ilgisizlik, bıkkın bir aldırmazlık alameti vardır -ki insanı hiçleştirir.
Oyunu izlerken, anlı ÅŸanlı evlilikleri deviren o kof iltifatın, üç yıl önce Zuhal Olcay’ın seslendirdiÄŸi Metin Altıok oratoryosunun kulisinde kulağımıza çalındığını anımsıyoruz:
“Çok iyiydin!
Çok iyiydin!
Çok iyiydin!”

 

Yazan : Can Dündar
Kaynak : Milliyet

KendiniGelistir.Com tavsiyesi
Uyurken dinlenebilen, ücretsiz kişisel gelişim, kilo verme, sigara bırakma, hipnoz mp3leri. Deneyenlerin yorumları oldukça ilginç! hayatimdegisti.com'da...
Bu yazı en son 16 May 2008 tarihinde; bugün "0", toplamda ise "1,730." defa okunmuştur.
OOOOO
8 oy - Sonucları görmek icin oylayin!

Bu yazıyı okuyanlar, bunları da okumalı :
  • 10 Numaralı parşömen: Dua
  • Stres Testi
  • Bir adım kala! (Video)
  • TEST : Sosyal Fobi
  • KiÅŸilik Testi derken!
  • Yorum Yapın