Kaybeden takımda, kazanan oyuncu yoktur!
Başarılı bir şirket, takımların takımı olarak tanımlanabilir. Bir şirketin başarısı şirketteki her takımın başarısına, takımların işbirliği yapma ve birbirlerini destekleme yeteneğine bağlıdır. Herhangi bir takımın başarısı ise takım üyesi bireylerin başarısına, birbirleriyle işbirliği yapma ve birbirlerini destekleme yetenekleri üzerine inşa edilir. Başarılı takımlarda gerçek bir takımdaşlık vardır. Gerçek bir takımdaşlık; “kendini adama, sahiplenme” gibi olguların olgunlaşmasının yanı sıra bunun güçlü bir “vizyon” ile bütünleşerek, çalışanların “ben” merkezinden çıkıp “biz” eksenine dahil 

“Eleştirinin tadına doyum olmaz” demiştik. Biraz şakaydı, biraz ciddi. Eleştiren kişi, bir davranışın değiştirilmesine odaklanmalı; tanımını yapıp, olumsuz etkilerini belirterek yeni ve olumlu davranışı bildirmeliydi. Bir kişiyi doğru dürüst, eli yüzü düzgün bir şekilde eleştirmek ne kadar zorsa, eleştiriyi doğru bir biçimde almak en az o kadar zor. İşin içine öyle çok düşünce, duygu ve zihinsel fırtına giriyor ki, eleştirilen kişi çocukluktaki tepkilerine kolayca geri dönüyor.
Belki de sevgi ve aşk başucunuzda. Açmış kollarını sizi çağırıyor ama farkında değilsiniz sözcüksüz söylenenlerin. Eğer kendinizi sevmekle başlamadıysanız, paylaşmadıysanız sevginizi, çoğaltmadıysanız onu emek, aşk ve sabır ile. o zaman işiniz zor. Çünkü zorlama sevgiler ve aşklar yaşarsınız, yaşadığınızı sanırsınız ama onlar size ait sevgiler ve aşklar olmaz… Sevgi büyülü sözcük, sihirli anahtar sanki küsleri barıştıran, uzaklardakileri hatta yabancıları yakınlaştıran bir köprü oluverir. Ağızdan dökülen bir çift söz yeter
Sözsüz iletişimin bilinen en popüler öğesi beden dilidir. Beden dili, gözleri, dudakları, başı, elleri, ayakları, omuzları, jestleri, dokunmayı, hareketleri ve duygusal yüz ifadelerini kapsamaktadır. Karşınızdaki kişinin mutlu ya da üzgün olduğunu jest ve mimiklerinden anlayabilirsiniz. Gerçek mutluluğun yüzdeki ifade edilişi, dudaklardan ve göz kapaklarından anlaşılır. Yoğunluk ise dudak hareketiyle belirlenir. Ağız ve dişler bazen eşlik eder. Mutlu bir kişinin ifadesinde
Çocuklarınızı iyi yetiştirin.
Çocukluk dönemi çok önemlidir. Birçok şeyin temeli bu dönemde atılır. Bir yaklaşıma devamlı maruz kalan çocuk bir süre sonra öyle olduğuna inanır ve inandığı şekilde davranışlar geliştirir. Örneğin; devamlı yaramazsın diye yaklaşırsanız çocuk bir süre sonra öyle bir inanç geliştirir ve aynı davranışları devam ettirir. Çocukları olduğu gibi kabul edip, olmasını istediğimiz gibi davranmalıyız. Karşınızdakilerin (çocuğunuz, eşiniz, arkadaşınız…) kişiliğine değil davranışlarına odaklanın. Kişilik değişmez ama davranışlar değişir
Mutluluğa Giden Yolda Kadınları Fethetmenin Yolları
Sayın Tülay hanım yazılarınızı hiç kaçırmadan takip ediyorum ve çok beğeniyorum bunda da çok samimiyim. Ben üniversite öğrencisiyim ve evde kalıyorum 2 arkadaşımla. Bizim bir sorunumuz var. Biz kimseye hayır diyemiyoruz yani birisi bir şey istediğinde biz hayır diyemiyoruz fakat onun olmasını da istemiyoruz.Nasıl bir yol çizmeliyiz ki arkadaşlarımızı kırmadan hayır diyebilelim… İLGİLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM!
İnsanlar yaşlanıyorlar; ama olgunlaşmıyorlar. Kucaklamayı, hoş görmeyi ve sabretmeyi öğrenemiyorlar. Kızıyorlar; suçluyorlar, parmakları kabahatli olarak hep başkalarını gösteriyor; yetmiyor bazen yumruklarını sallıyorlar. Bazen haklılar da. Karşılarındaki kişi kendilerini delirtiyor. Ne var ki, başka bir yol var. Sinirden delirmek, sürekli başkasına kızıp onu suçlamanın, tartışmanın dışında bir yol var…
“Allahım neden ilişkilerim hep aynı bitiyor? Neden hep aldatılıyorum ben? Neden benim başıma geliyor hep aynı şeyler?” diye başladı söze. İlk sevgilisi onu aldattığı için ayrılmıştı. Sonra nişanlısını sekreteriyle yakalamıştı. Altı yıllık evliliği de bir başka kadın yüzünden bitmişti. Artık erkeklere güvenmiyordu. “Her erkek aldatır” diyordu. Bu korkusu yüzünden eşinden ayrılalı 3 yıl olmasına rağmen yeni bir ilişkiye başlayamıyordu. Birkaç kişi çıkmıştı karşısına ama bir türlü onlara güvenemiyordu. Zaten mutlaka da yalanlarını yakalıyordu. Hayatını, şansını, erkekleri, başka kadınları, Türk toplumunu neredeyse herkesi suçluyordu. 
