DA VINCI gibi uyuyarak daha uzun yaşayın!
Bilinen fıkrayı bir kez daha tekrarlayalım. Vahşi Batı”da bir kovboy, yolda karşılaştığı kovboya “İki kere iki kaç eder” diye sormuş. Karşısındaki “Dört eder” deyince de çekmiş silahını ve “Çok şey biliyorsun” diyerek vurmuş onu.
Bu kovboylar, günümüzde “Google Çağı” nda yaşamış olsalardı, herhalde “Ne kadar az şey biliyorsun” diye bağırarak, birbirlerine sille tokat girişirlerdi. 

Gençlikte yıllar zor geçer. Dış etkenler bir yana hele içimizdeki fırtınalar dinmek bilmez. Dış etkenlerin başında parasızlık gelir. Aileyle yaşamanın getirdiği zorluklar. Aileyle birlikte olmanın keyfini bilemediğimiz yıllar. Çünkü onları sadece baskı unsuru olarak görürüz. Gerçekte öyledir de. Çünkü tehlikeleri onlar gördüğü için bizi sürekli uyarırlar. Biz de bu uyarılardan hiç keyif almayız. Özgür olmak isteriz. Kararlarımızı kendimiz vermek isteriz. Ama buna asla müsaade etmezler. Flört etmek isteriz
Seçkin kişi, üstün kişi
Bugünü son günümmüş gibi yaşayacağım.
Başarılı insanların kişilik yapılanmasını hep merak etmişimdir. Neden bazıları kariyer basamaklarını diğerlerinden daha hızlı tırmanır? Bu insanlar elini neye atsa becerir hatta daha ötesi, her seferinde etkileyici bir sonuç elde eder de başkaları bazen ya da hiç başaramaz? Bu tip insanlar çok mu yeteneklidir? Veya şanslı? Bu işin bir formülü var mıdır yoksa her şey tamamen tesadüf müdür? Psikoloji bilimi ve yönetim ilmi bu konuda epey kafa patlatır aslında. Başarı/başarısızlık konusunda, liderlik, yetkinlik hakkında pek çok
İşkolik bir insan için en büyük sorunlardan biri, işkolik olmanın kişiyi motive eden taraflarının olmasıdır. Kişinin işkolik tutum ve davranışları, işinde başarılı olduğundan ve etrafından takdir gördüğünden pekişir. İşinin çok iyi hakkını verdiği söylenir, terfi ettirilir, ailenin gurur kaynağıdır. Çevresindeki benzerlerine baktığında onlara fark atmıştır, hepsini geride bırakmıştır. Bütün bu algılamalara sahip kişi işkolik tavrını bırakmak bir yana kendine sağladığı bu tür yararlardan ötürü işine iyice sarılır.
”İletişim becerim arttı”
Kezban çok saldırgan bir genç kadındı. İş yerinde özellikle çalıştığı diğer kadınları her fırsatta ezmeye çalışırdı. Bir toplantıda kendini öne çıkarmak için rahatça başkalarının yaptıklarını yerden yere vurabilirdi. Genel olarak işinde ve daha birçok konuda çok bilgiliydi ve diğer insanların cehaletlerini ya da bilgi eksiklerini her fırsatta en sert şekilde yüzlerine vururdu. Kezban’ın üniversite yılları da benzer şekilde geçmişti. Sınıf arkadaşlarını ve fırsat buldukça hocalarını aşağılardı. Birinin bir hatasını yakalamaya görsün en acımasız şekilde onu yerden yere vururdu.
Eski yazılarımdan birini okurken fark ettim ki, yıllar geçiyor ama insana dair gerçekler daima geçerli oluyor.
Sabah yatağınızda gözlerinizi açtığınız o ilk an, hani tavanı ya da duvarı gördüğünüz o ilk an ne düşünüyorsunuz? Sadece kızıyor musunuz yoksa uyanmak zorunda kaldığınız için, bir gün hiç uyanamayabileceğinizi düşünmeden? Söylesenize yeni bir gün ne kadar heyecanlandırıyor sizi? Aşkla bağlı mısınız hayata? Sabah kalktığınızda gülümseyebiliyor musunuz hiç?
