Anasayfa / manşet (sayfa 4)

manşet

İletişim Kurmak Satranç Oynamaya Benzer!

İnsan, hayatı boyunca etrafındaki diğer insanlara muhtaçtır. En başından alırsak, doğması için bile iki kişiye ihtiyacı vardır. Sonra yaşayabilmesi, doyması, varlığını sürdürmesi, hayatta kalabilmesi için mutlaka bir bakıcıya ihtiyaç duyar. Bu anlamda da doğadaki diğer tüm canlılardan ayrışır.

İnsan, doğası itibari ile öğrenmek ve gelişmek için güdümlüdür. Öğrenmek, sorularına yanıt bulmak, dünyayı, kendini ve tabiatı anlamak için de başkalarına ihtiyaç duyar.

Belli bir yaşa kadar insanın ihtiyaçları daha çok fiziksel ve duygusal boyuttadır. Güvenlik, ısınma, beslenme, bir ailenin parçası olma, ilgi görme gibi. Devamını Oku »

Her baba oğluna mutlaka bu 8 şeyi öğretmeli

Bir çocuğun gelişiminde annenin rolü büyük” diyen kişiler lütfen bir daha düşünün. Çünkü araştırmalar gösteriyor ki ne annenin rolü ne de babanın rolü tek başına yeterli. Anne ve Babanın çocuğun gelişimindeki rolleri ayrı ancak her birisi birbirinden önemli. Özellikle erkek çocukların babalarından öğrenecekleri çok şey var. Bunları 8 maddede derlemeye çalıştık :

1. Nasıl kaybedileceğini ve nasıl kazanılacağını bilmenin önemini anlatın.

Arkadaşları dışında bir çocuğun içinde bulunduğu tüm rekabetlerde en büyük destekçisi babasıdır.

Örneğin herhangi bir yarışa katılan bir çocuk, kazanmanın verdiği hissiyatı bildiği gibi zafere ulaşmanın ne kadar çaba gerektirdiğini de bilir. Devamını Oku »

Finansal Karar Almak ve Kadın

İş hayatında kadın ve erkeklerin aldıkları finansal kararlar arasındaki farklar ilgi çekmiş, risk alma ve riskten kaçınma konusu çok sayıda araştırma ile incelenmiştir. Finansal kararlarda genel olarak kadınların erkeklere kıyasla daha az risk aldığı kabul edilir. Bu durum meslek seçimlerinde de kendini ortaya koyar. Şikago Üniversitesi’ndeki 500 kadın MBA öğrencisinin yüzde 36’sı yatırım bankacılığı ve brokerlik gibi riskli işleri seçerken, bu oranın erkeklerde yüzde 57 olduğu bulunmuştur.(1)

Kadınların riskten kaçınma eğilimlerini doğrulayan araştırmalardan biri de servet sahibi bekar kadınların benzer düzeydeki bekar erkeklere kıyasla servet yönetmek konusunda daha muhafazakar tercihler yaptıklarını göstermiştir. Benzer statüdeki kadınların kumar oynarken de erkeklere kıyasla daha az risk aldıkları Devamını Oku »

Değer mi Değmez mi?

Değmez…

Beni tanıyanlar bilir, ne ahkam kesmeyi severim ne de kesilmesini. Ancak uzun zamandır yaptığım “Koçluk” tecrübemi paylaşmak isterim.

Son zamanlarda en çok çalıştığımız konu PİŞMANLIK. Bize gelen danışanlarımızın pişmanlığı/üzüntüsü kendine has kendine özel; hatta kimileri için pişmanlık bile olmayabilir. Zira bu görecelik DEĞERlerle alakalı, kişinin DEĞERleri yani olmazsa olmazları. Ona zeval gelincedir pişmanlığı, üzüntüsü. Yüzleşmeden de geçmez kolay kolay…

Hepimizin bir de zeminleri var tecrübeyle, yaşanmışlıklarla oluşmuş Devamını Oku »

Ya Kutunun İçindesindir Ya Dışında…

Bazı eserlere bakınca bunu resim yapmayı çok seven 12 yaşındaki kızım Nehir de yapar diye aklımdan geçirdiğim oldu. Eser diyorum ama aslında bunların yaratıcıları kendi yaptıklarına eser değil, iş diyorlar. Çünkü bugünün sanatının çok daha hayatın içinde konumlanma ve sanatçısının toplumun derdini dert edinme derdi var. Böyle bakınca da işi yapan, işin kendisinin de önüne geçmiş oluyor aslında…

Benzer şekilde, geleneksel eserler estetik açıdan beğenimize sunulurken, çağdaş sanat işleri içerik ve bağlam açısından bizi içine çekiyor. Bu haliyle de biraz itiyor belki, kim bilir? Gelenekselin pasif izlemesi yerine çağdaş sanat aktif katılım bekliyor izleyicisindenDevamını Oku »

Fark Etmek : Başkalaşmak ve Değişmek!

Bir düşünün, her hangi bir konu için;

“Aa öyle olduğunu hiç fark etmemiştim.” dediniz mi hiç?

“Yaa öyle miymiş, hiç farkında değilim.” dediğiniz oldu mu?

Peki ya “Bunca zamandır önünden geçiyorum şimdi fark ettim.” dediniz mi?

Acaba neden “şimdi”?

Geçen gün danışanlarımdan biri çok güzel bir şey söyledi: “İlk bir kaç seans hep başkalarını anlatıyordum. Hatta onları anlatacağım için de ayrıca sıkılıyordum. Sonraki seanslarda ise artık kendimden bahsettiğimi fark ettim. Hatta görüşmeye başlamadan önce heyecanlanıyordum acaba bu sefer kendimle ilgili neler keşfedeceğim diyordum.” Sözünü ettiği diğer kişiler hala varlar ve aynılar şüphesiz. Danışan da aynı kişi elbette. Farklı olan ne öyleyse?

Sözü geçen danışan ile iki haftada bir kez görüşüyoruz. Şöyle devam ediyor: “Siz bilmiyorsunuz ama ben iki hafta boyunca sıkça sizinle konuşuyorum aslında!” Çok konuşulası bir insan olmam değil bunun nedeni, koçluk sihirli bir şey de ondan! Şaka şaka, sihir yok, öyle olsa kolay olurdu. Koçluk kayda değer bir şey sadece, kendince yöntemleri, teknikleri var. Yüzleşmek var, kendine itiraf var, saatlerce üzerinde kafa yormak var, zor kararlar var, pişman olmamak var, kısacası çok çalışmak var. İşte bu yüzden! Bana sorarsanız “fark etmek” için en etkili yöntem de koçluk zaten!

fark etmek baskalasmak ve degismek

Bir dostum, iş yerinde sıkıntılı günler yaşıyor. Uzun yıllar işine severek giden bu çalışanın şaşkınlığı çok netti bana anlatırken: “Meğer ne kadar zor bir şeymiş, işe istemeden gitmek. Ayaklarım geri geri gidiyor resmen.” Bu ayakların geri gitmesi durumunu yaşamadıysanız eğer çok şanslısınız! Çalışanlar arasında sıkça yaşandığını biliyorum. Aslında bir sürü insan yaşıyor ama yaşadığı şeyin farkında dahi olmuyor.

Mobbing ile Mücadele Derneği Kurucu Genel Başkanı Hüseyin Gün’e kulak verelim: “Eşitliğe, hayatın olağan akışına, insan onuruna aykırı eylem, işlem ve ihmallere maruz kaldığınızda, Allah’ım bu zulüm ne zaman bitecek, her iş günü uyandığınızda bugün de uyumadım, midem yanıyor, neden nefes alamıyorum, neden her dakika bu kişileri, işyerini düşünürken evimi, ailemi çevremi düşünemiyorum demeye başlarsınız, şimdilik mobbing mağdurusunuz,……vuracağım, intihar edeceğim, inancımı kaybetmek üzereyim, demeye başladıysanız kurbansınız.”

Bütün bunları yaşamak ve aslında farkında olmamak. Bu durumda asıl değerli olan fark etmek. Ortam değişir, düzelir, algımız değişir, daha yaşanası olur ya da işimiz tamamıyla değişir, hepsi mümkün. Ama asıl önemli olan öncelikle fark etmek. Ne yaşadığımızı fark etmek. Neden bunu yaşadığımızı fark etmek. Neden bu duygu ile baş başayız onu fark etmek. Bunu istiyor muyum sorusunun yanıtını bulmak. Vazgeçmek ya da devam etmek için neye ihtiyacım olduğunu keşfetmek.

Türk Dil Kurumu’na göre “Fark Etmek : görmek, seçmek, anlamak, sezmek, değişmek, başkalaşmak, ayırt etmek.” Tanımda geçen “Değişmek” ve “başkalaşmak” kelimelerine dikkat çekmek isterim.

Yaşamak bu değil mi zaten; farkında olmak, yaşadığını hissetmek, deneyimlemek, öğrenmek, yanlış yapmak, düşmek, kalkmak, şaşırmak, yeniden başlamak, vazgeçmek, pes etmemek, zafer kazanmak, pişman olmak, keyif almak, gülmek, çok gülmek, bazen ağlamak, üzülmek, sevinmek, midende kelebekler olduğuna yemin edebilmek değil mi? Hissettiğimiz kadar yaşarız aslında!

– Artık her şey farklı!

– Peki, ne oldu da artık herşey farklı?

– Zuhaaal, hayat çok kısa!!!

Kırklı yaşlarındaki bu kişi bunu daha önce bilmiyor muydu acaba? Eminim onlarca kez farklı yerlerde duymuştur, söylemiştir. Ama artık bunu duymak, bilmek değil yalnızca, “farkına varmak” şansına sahip olmuş. Değişmiş, başkalaşmış! Artık yaşamını bu farkındalık üzerine kurabilir. Kısıtlı zamanı olduğunu düşünüp zaman kaybı gördüklerinden vazgeçebilir. Kısacık zamanda kendince önemli işler yapmak için mevcutlardan vazgeçebilir. Ya da mutsuz olduğu kişileri / işleri yeniden gözden geçirebilir. Belki artık konuların önemi de değişmiştir onun gözünde. “Üzüldüklerine üzülüyor” olabilir artık, ya da üzülmeyi tamamen bırakmış olabilir. Hepsi mümkün, olabilir!

Ne kadarının farkındayız? Bakış açımızı ne kadar değiştirebiliyoruz? Ne kadar yaşıyoruz?

Kalan ömrümüzde…

Yazan : Zühal Yiğit | E-Koc

Hayatımızdaki Maskeler ve Etkileri

 

Birkaç yıldır sanat ve onun sihirli çözüm süreçleri hakkında yaptığım yolculukta hocam Avi sayesinde tanıştığım Jung ve arketiplerden bahsetmek istedim bu yazımda.

Jung insan kişiliğini incelediğinde bilincin yanı sıra bilinçdışına da önemli vurgular yapmıştır. Ona göre kişilik birbiriyle etkileşim içinde bulunan bilinç, kişisel bilinçdışı ve kolektif bilinçdışından oluşmaktadır. Kendi deyimine göre bilinç okyanusun ortasında bulunan bir adadır. Bilincin merkezi egodur. Adanın su altında kalan, gözle görülmeyen kısmı ise bilinçdışını temsil eder. Adanın su altında kalan kısmı da dahil edildiğinde, bütününün merkezi öz’dür.

Bilinçdışı kendi içinde ikiye ayrılır. Biri kendi özgün yaşantılarımızdan oluşan kişisel bilinçdışı, diğeri ise atalarımızın çağlar boyu deneyimlerinden kaynaklanan mirasımız olan kolektif bilinçdışıdır. Kişiliğin yapıları öyle güzel bir etkileşim halindedir ki kolektif bilinçdışının imgelemleri kişisel yaşantılarımızla aktive edilip, güncellenebilir. Kolektif bilinçdışının öğeleri ise arketiplerdir Devamını Oku »

İşten Ayrılan Personeli Geri Alır mısınız?

Şirketler yıllarca işten kendi isteğiyle ayrılan personeli, özellikle de rakibe geçenleri işe geri almamayı seçtiler. Şimdi ise pek çok şirket, sektör tecrübesi edinmiş eski bir çalışanı tekrar işe almanın hem şirkete bilgi birikim getireceğini, hem de motivasyonu ve bağlılığı arttıracağını düşünüyor. Tabii, tam tersi bunun bağlılığı azaltacağını ve içeride adaletsizlik yaratacağını düşünen şirketler de çok.

Yaklaşık 3 hafta önce deneyimli bir insan kaynakları yöneticisiyle işten ayrılmış çalışanı tekrar işe almanın avantajları üzerine sohbet etmişken, hemen bir gün sonrasında ilaç şirketi GSK Türkiye Genel Müdürü ve Başkan Yardımcısı Dr. Emin Fadıllıoğlu, yaptığı bir konuşmada satır arasında “Ayrılan çalışanlar da bizim yetenek havuzumuzda olmaya devam ediyor” dedi. Bu konuyu GSK Türkiye İK Lideri Gözde Turan Çeşli’ye sorduğumda yetenek havuzundaki kişilerin yüzde 1-2’sini işten ayrılmış kişilerin oluşturduğu bilgisini verdi. Anlaşılan o ki artık şirketler işten ayrıları geri almakla kalmıyor, yetenek havuzlarında da takip ediyorlar Devamını Oku »

Şansa Hazır mısınız?

26 yıl önce iş hayatına başladığım ilk dönemlerde amaçlarımdan biri hayatımın kontrolünü elime alabilmekti. 50 yaşımı devirdiğim bu dönemde, hayatın akışı üzerindeki kontrolümüzün ne kadar az olduğunu artık kavramış durumdayım. Pek çok şeyde olduğu gibi, bakış açınıza bağlı olarak, bu durum tedirgin edici veya barındırdığı fırsatlarla heyecan verici olabilir. Benim hikayeme gelince, 6 farklı işte profesyonel olarak çalıştıktan sonra 11 yıl önce kendi danışmanlık şirketimi kurdum. Bu süreçte acaba farklı şekilde karar vermis olsaydım hayat beni alıp da nereye götürürdü dediğim çok fazla durum ve olay var. Sadece iş hayatım değil özel hayatım için de aynı durum geçerli. Tıpkı Gywneth Paltrow un meşhur ‘Sliding Doors’ filminde olduğu gibi acaba trene yetişseydim veya binemeseydim hayatım nasıl olurdu dediğiniz çok farklı alternatif ve sayısız kombinasyon çıkıyor insanın karşısına. Her an ve her durumda rasyonel kararlar almak mümkün olmayabiliyor veya çokça düşünüp doğru olduğuna büsbütün inandığınız bir karar daha sonra sizi çok farklı durumlara sokabiliyor. Dolayısı ile hayatın bizi nereye götüreceğine dair işin içinde bir ‘Şans’ ya da ‘Kader/Kismet’ faktörü de var demek doğru olacaktır. Devamını Oku »

Kattığın Anlam Kadarsın – Sakın Vazgeçme!

Henüz tüm detayları ve boyutlarını tam olarak keşfedemediğimiz ve sürekli büyüyen evrende, dünya adlı bir gezegende yaşıyoruz. Milyarlarca yıl önce başlayan değişim ve dönüşümü, kendimizle beraber etrafımızı da değiştirerek ve dönüştürerek devam ettiriyoruz. Bilerek ve isteyerek yaşadığımız çevreye zarar veriyoruz.

Salt kendi rahatımız, genişlemesini istediğimiz konfor alanımız, bitip tükenmek bilmeyen istek ve arzularımız nedeniyle daha fazla tüketiyor, yok ediyor ve hatta kimi canlı türlerinin neslini geri dönülmeyecek şekilde sona erdiriyoruz. Devamını Oku »