Anasayfa / Motive Olmak

Motive Olmak

Daha ne kadar bekleyeceksin?

Bir şey istiyordum, sonra o şeyi yapmak için bekledim, bekledim, sonra biraz daha bekledim ve tam 1 yıl önce kafamın içinde, gözlerimin önünde bu soru belirdi:

“Daha ne kadar bekleyeceksin?”

Mevcut yaptığım işimde gayet iyi gidiyordum, 09.00-18.00 bir çalışma temposunun üstüne bir de hafta sonu tatili sürdün mü tadından yenmez bir işim varken içimden bir ses devamlı olarak “eksik” diyordu.

Bir şeyler eksik…

Neyin eksik olduğunu bulmam çok fazla zamanımı almadı, beni neyin sarmalayabileceğini biliyordum.

Haydi Tuğçe, dedim. Başlıyoruz! Devam »

Neden şimdi olmadı? Neyi yanlış yaptım?

Bazen bir şeyler isteriz. En umutsuz anımızda, en derinden…O an olsun isteriz ve sanki o an olmazsa asla olmayacak gibi gelir. Bekleriz. Ve olmamıştır. Hayal kırıklığı yaşarız. “Neden? Neden şimdi olmadı? Neyi yanlış yaptım? Neyi eksik veya fazla yaptım?” diyerek kendimizi hüzün ve acıya boğarız…Ve bir süre sonra geçer acımız. Dileğimizi de unuturuz, acımızı da…

Günler, haftalar, aylar ve belki yıllar kovalar birbirini. Dileğimizden bambaşka yerlere sürülenmiş, bambaşka hedefler peşinde koşmuşuzdur. Hayal ettiğimiz, dilediğimiz noktadan çok uzaktayızdır. Ama evrende bir şeyler olmaktadır. O en derinden dilediğimiz Devam »

Motivasyon nedir? İnsanı ne(ler) motive eder?

Gündelik yaşamımızda sürekli olarak karşımıza çıkan motivasyon kelimesi en basit şekliyle şöyle tanımlanabilir. “Bir işi yapmak için içimizde duyduğumuz güçlü istek”. Motivasyon kelimesi latince movere “harekete geçmek” sözcüğünden ortaya çıkmış bir kelime olup bizlerin harekete geçmesine yardımcı olan en önemli unsurlardandır diyebiliriz.

Halk arasında motivasyon, daha çok moral terimiyle birlikte anılsa da moral ve motivasyon birbirinden farklı kelimelerdir. Motivasyon bizi harekete geçiren bir güç ise, moral ise bizim ruhsal durumumuzun daha çok nasıl olduğu ile ilgilidir. Yani o anki duygu durumumuzu gösteren bir göstergedir. Genellikle her iki kelime de birbirleriyle kullanılmakta olup birbirlerinin anlamlarını tamamlayıcı nitelik Devam »

Hayatınıza kim ya da ne yön veriyor?

Hayatınıza kim ya da ne yön veriyor? Diğer insanların sizden beklentileri mi? Başka birine kendinizi ispat ediyor olmanız mı? Ailenizi mutlu etmek mi? Başkaları tarafından  onaylanmak mı? Yoksa kendinizi kendinize kanıtlamak mı?

Bu bölüm yaşamımızı bizzat yönlendirmemiz için yapmamız gereken daha derin bir çalışmayı ele alıyor. Burada iş ortamı, ilişkiler, aile, sosyal çevre, hatta tüm toplum açısından yaşamımızın bütün alanlarını yönlendirmekten söz ediyoruz aslında. Warren Bennis iç dünyasını irdelediği An Invented Life kitabının ilk sayfalarında bu fikri işliyor. Devam »

Pencereni değiştir

“Pencereni Değiştir” kampanyasına hoş geldiniz!

Kampanyanın amacı algımızın, davranış ve duygularımıza olan yansımasını görmek… Bugün en az bir olaya, duruma ya da kişiye baktığımız noktayı değiştireceğiz. Nasıl mı?

Algılarımız inançlardan, tecrübelerden, travmalardan ve daha birçok farklı nedenlerden beynimize yerleşiveriyorlar. Artık dünyayı onlardan öteye göremez hale geliyoruz. Peki yıllarımızı vererek edindiğimiz, canımız, bir tanemiz bakış açımızı nasıl değiştireceğiz dersiniz? Devam »

Ne zaman uçmak ister insan?

Ne gerekiyor diyorum içimden, uçmak için ne lazım bize? Hamur kızartması gibi mi hayat, arkanı dönersen kararır mı ansızın… Çuvala sığdırır gibi tıkıştırdığımız anılarımızdan hangileri ütü istemez bugün? Açmaya yüreğimiz var mı bayatlamış hayallerin ağzını, yoksa her birinin küflenmesi işine mi gelmiş sinmiş cesaretimizin? Kanatlar nerede diyorum içimden, insan uçabilir mi gerçekten? Zifiri bir aşkın kuyusunda mı çeker gökyüzü kendine?

Çok mu ıssızdır en tepedeki düşlerimiz,

Yoksa yürümek zor geldiğinde mi dokunmak isteriz bulutlara… Devam »

Ya beklediğin kurtarıcın gelmezse?

Eylemsizlik momenti diye bir kavram var ve katı (bükülmez) cisimlerin kendi rotasyon hareketlerindeki değişime karşı eylemsizliğini gösteriyor. Kendi ve diğerlerinin etrafında gözlerin kapalı dönerken, birinin gelip, bu duruma son vermesini beklemen gibi bir şey… Gözünde canlandı mı? Hareket etmiyorsun, eyleme geçmiyorsun, atalet göbek adın olmuş ama sen dönmeye devam ediyorsun. Peki sayın atalet, hiç düşündün mü ya beklediğin kurtarıcın hiçbir zaman gelmezse? Ömür boyu suçlayıcı olarak mı nefes alacaksın? Devam »

İşinizden mi sıkıldınız?

Konfüçyus tam olarak şöyle diyor : “Sevdiğin işte çalışırken, hiçbir zaman çalışıyormuşsun gibi hissetmezsin.” Sanırım ben Konfüçyus’un anlattığı gibi yaşayan mutlu azınlıktayım. Bir zamanlar hobi olarak başlayan, son 11 senedir profesyonel olarak devam ettiğim eğitmenlik ve koçluk şapkam sayesinde her gün büyük bir motivasyonla uyanıyorum. O nedenledir ki 7/24 işimle ilgili bir faaliyet içinde olabilirim. Asıl güzel olan bunun zihinsel ve bedensel yorgunluğunu hissetmemek, aynı zamanda ruhumun hep dinamik ve üretken kalması.

Şimdi de yaptığım iş, işinden haz almaya çalışan ve takımlarının iş motivasyonunu artırmaya çalışan yöneticilere yol arkadaşlığı yapmak. Peki, işinizde yaşadığınız sıkıntıların sizin veya takımınız için artık kronik bir sıkıntı olmaya başladığını nasıl fark edersiniz?

Bunun çok bariz davranış göstergeleri var aslında. Devam »

Seçmeli derslerinizin farkında mısınız?

Evet, kabul ediyorum ki hayat derslerle dolu, bazıları boş geçiyor bazıları blok oluyor yani soluk bile aldırmıyor. Bizlerde ne öğrensek kardır umuduyla kafamızı bile kaldırmıyoruz, çalışıyoruz.

Benim kabul edemediğim şey ise seçmeli derslerle zorunlu derslerin karıştırılması, yani bir seçmeli dersi birden fazla kez seçmek ve seçtikçe acı çekmek…

Uzun süredir evli olan bir arkadaşım (yaklaşık 8 yıl ki 1,5 yıllık evli olan ben için bu süre oldukça uzun) evliliğin ona yüklemiş olduğu ağır sorumlulukları taşımaya çalışırken diğer yandan hemen her gün ona acı veren bir eşle de baş etmenin kestirme yollarını keşfediyor.

Aslına bakarsanız benim kabul edemediğim yerin başlangıç noktası burası! Tam da burada bir soru takılıyor aklıma Devam »

Zaman verip “yapacağım” dediğiniz şeyleri yok edin!

Ah zaman ah…. Kimine göre dar kimine göre geniş, kimine göre uzun kimine göre çok geçmiş… Zaman, oyuncak gibidir. Ona ne yapmak istediğin tamamen senin yaratıcılığına kalmıştır. Bazen “zaman” kavramını düşünürken dehşete kapılmıyor değilim. Sanki acımasızca koşuyor, ancak öyle sessiz koşuyor ki nerede olduğunu göremiyoruz ya da biz onun neresindeyiz fark edemiyoruz.

Ve bir gün geliyor “yıllar öylece yitip gitti” diye ah’lanıp vah’lanıyoruz.

Sümerlerle birlikte yıllara ve aylara bölünen “zaman”, günümüz insanının yakalamaya çalıştığı en büyük rakibi haline geldi.

Kim bu “zaman”? Neyin nesidir? Denildiği kadar gaddar mıdır? Çok acıtır mı sahi? Devam »