Anasayfa / manşet / Cem Mumcu ile Yazarın Yolculuğu

Cem Mumcu ile Yazarın Yolculuğu

Hikayeyi dönüş yolculuğunda yazmaya başladım. Yazarken bile anın tadını çıkarmakla meşguldum. En çok bu yolculuğumu merak ettiğinizi biliyorum. Açıkcası ben de nasıl geçeceğini çok merak ediyordum. Şimdi iyi ki hiç tanımadığım 12 kişiyle bu yolculuğa çıkmışım diyorum; sevgili Cem Mumcu ve yolculuğun yaratıcısı Elif Çakırlı’ya ve sahip olduğum 12 yeni dosta bu yolculukta bana eşlik ettikleri için çok teşekkur ediyorum. Yazarın yolculuğu benim için 4 bölümden oluşuyor; ilk bölüm beklentiler ve tedirginlikler. Ikinci bölüm çıplaklık, üçüncü bölüm sadelik ve son bölüm tutku.

1. BÖLÜM BEKLENTİLER VE TEDİRGİNLİKLER

Yolculuktan tam 5 gün once Elif’in bir mesajı ile 2 saat içinde karar vererek gruba dahil oldum. Pazar sabahı hava alanına geldiğimde program konusunda çok az şey biliyordum ve itiraf etmeliyim bu durum beni biraz rahatsız ediyordu. Sonra öğrendim ki benden daha vahim durumda olanlar vardı. Bir arkadaşımız eşinin doğum günü hediyesi olarak yolculuğa katılıyordu ve süprizi o sabah hava alanında öğrenmişti. Şaşkınlığımızı atmamız çok uzun sürmedi. Pisa’ya indikten sonra yolda Morrona’da güzel bir ögle yemeği yiyerek, yazmak konusunda, sohbete başladık. Açılmamızda Cem Mumcu’nun önemli payı olduğunu söylemeliyim. Programda en çok çekindiğim kişilerin başında Cem Mumcu geliyordu. Yıllar önce bir seminerde dinlemiş , sadece bir kitap imzalatmayı başarmıştım. Pskiyatr, yazar ve daha bir dolu ünvan. Tedirginliklerini öyle açıklıkla ortaya koydu ki bize de sadece neysek o olmamız kaldı. Yolumuza şarap tadımları ile devam ettik ve Toskana’ya geldiğimi hissetmeye başladım. İtalya’da olmanın en güzel tarafı yeme ve içmeyi bir ritüel olarak yaşamak ve hayatı akışa bırakmak. 3 saatlik bir yoldan sonra akşam üstü, Cortona’da kalacağımız yere yani İl Falconiere Relais & Chateaux’ye vardık ve Michelin yıldızlı lokantasında akşam yemeğine geçtik. İl Falconiere hakkında detayları bir sonraki yazımda vereceğim şimdilik şahane bir yer olduğunu söylemeliyim. O gece masa başında sohbet ederken; Apollon ve diyonizyen yaratıcılığın neler olduğu öğrendim. Yazmanın aceleye gelmediğini, hepimizin birbirimize karşı ne kadar cahil olduğumuzu farkettim. Bir hırkanın bize neler düşündürebileceğine güldük, hem de çok güldük ve her gün gülmeye devam ettik. Eğer hissetmiyorsak yazmayalım dedik ve hislerimizi hatırladık ve ben o gece yatarken yazabileceğimi ve hep yazmak istediğimi farkettim. Yazmanın ve yolculuğun bana ne kadar iyi geldiğini hissettim.

Cem Mumcu ile Yazarın Yolculuğu

Cem Mumcu ile Yazarın Yolculuğu

2. BÖLÜM ÇIPLAKLIK

Relais & Chateux konseptinde 500 otel varmış ve büyük kısmı Avrupa’daymış; restoranları, gurme lezzetleri ve sarap tadımları ile çok yüksek standartları var. Bu konsept hakkında daha detay bilgiyi relaischateux.com bulabilirsiniz. Il Falconiere de bunlardan bir tanesi. Baracchia ailesine ait, Cortona tepesinin hemen ayaklarında yer alan, bağlar ve zeytinliklerin arasında, 17.yy’dan kalma bir malikane. Kaldığımız odaların eskiliğinin, orijinalliğinin, İl falconiere’nin ilham veren atmosferinin, yemeklerinin ve şaraplarının, Baracchi ailesinin sıcaklığının yolculuğumuza ayrı bir keyif ve lezzet kattığını söyleyebilirim.

İlgili Yazı :   Kendinizle kavganız varsa

Pazartesi sabah yani ikinci günümüzde, kahvaltıdan sonra Şef Silvia (Baracchi) ile o meşhur mutfakta buluştuk. Yemek pişirmenin benim için bir tutku olmadığını pek de heyecanlanmadığımı itiraf etmeliyim. Silvia’nın mutfakta bizi de saran yüksek enerjisi ile öğlen yemeği için pişirdiğimiz “Under the tuscon sun”menüsünü 3 saat içinde başarı ile tamamladık. Yaptığımız yemeklerin lezzetinde şef Richard’ın da katkılarından bahsetmesem olmaz. Hem pişirdik, hem içtik, şarkılar söyledik, bol bol güldük, pişirdiklerimizi de arada yedik. Yemek kursu bittiğinde mutfağın benim için anlamı değişmişti ve kendimi Meave Binchy romanlarındaki karakterlerden biri gibi hissediyordum.

Keyifle pişirdiğimiz yemekleri yedikten sonra bahçedeki büyük masada çalışmaya devam ettik. Borges’in düşsel varlıklar kitabından örnek hikayeler okuduk. Didaktik olmadan, hikayenin içinde kalarak yazmayı tartıştık. Hepimiz bir düşsel varlık oluşturup, yaratıcılığımızı zorlayarak yazmayı denedik. Cem’in sözleri hala kulaklarımda “hikaye orada duruyor”. Küçük, vegan bir şahin’in hikayesini yazdım o gün “Bueto” adında. Hikayenin tam da tıkandığını düşündüğüm yerde yüzleştim bazı korkularımla. Sonra duyguları yazmayı, hem de cesurca yazmayı tartıştık. Beynimizle kavga etmeyi, hissettiklerimizden kaçmamayı, hem de en dağıldığımız yerde dağılmanın, hissettiğimiz yerde saçmalama halinin güzelliğini keşfettim o öğleden sonra.

Akşam kaldığımız yerin dışında bir restoran’da yedik yemeğimizi. Acaip bir dolunay karşıladı bizi. Bağların içinde ayı izledik, kulağımızda şahane bir müzikle. Cem’in bize özellikle dinlettirdikleri oldu yolculuk süresince. Merak edenler cemmumcu.com müzik seçimlerini takip edebilirler. O gece hangisini dinledik çok hatırlamıyorum ama ne hissettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Doğanın ve müziğin beni kendime getiren tuhaf bir etkisi oldu üzerimde. Ruhsal olarak soyunmak gibi. O gece fark ettim ki yazmaya hazır olmak ruhsal olarak soyunmaya hazır olmak gibi…

İlgili Yazı :   Her Hıyara Tuzluk Olmaya Çalışmamız

3. BÖLÜM SADELİK

Eylül ayının ilk günü, yani bağbozumunun başlangıcıydı Toskona’da ve akşama keyifli bir parti bizi bekliyordu. Sabah kahvaltıdan hemen sonra güne hızlı başladık. Basit objeler üzerine hayali hikayeler üretmek, yazmak hakkında konuştuk. Alberto Manguel’in “Hayali Yerler Sözlüğü” ne baktık. Benim için gerçekten acaipti. Hayalgücü ve absürdlük arasında gidip gelirken bu okumalarda basit gibi görünen objeler üzerine yazılmış etkileyici hikayeler dinledim, bakış açımı değiştiren. O güne kısa bir hikaye ile başladım orta sepham hakkında, final cümlesi şöyle biten “Orta sepham hayatımın tam da ortasında hem de çok zor bir yerinde durur.”

Sonra hiç tanımadığımız kişilerin hayatları üzerine neler yazabileceğimizi tartıştık. O sırada kahve servisi yapan garsonun hikayesini yazmaya çalıştım; uzakdoğuda başlayıp, paris’te devam eden ve onu italya’ya getiren uydurduğum hikayeyi. “Günlerden Salı, akşamüstü saat 4’te masayı toplayan yeşil yelek, beyaz gömlekli, esmer, asyalı garsonun nereli olduğunu tahmin etmek kolay ama hayatı hakkında yazmak zordu.” ile başlayan. Hikaye gözümün önünde, orada duruyordu ve yazmamak için özel çaba gerekiyordu. Yazmak konusunda özgürleştiğimi hissettiğim anlardan biri tamda o gün o saat o saniye gerçekleşti. Ne oldu, nasıl oldu diye sormayın ama ben kendimi daha iyi hissetmeye başladım yazmak konusunda. Öğleden sonranın bir bölümünü grupla birlikte Cem’e hazırladığımız “Yaz mı Cem” adlı süpriz filmi hazırlamakla geçirdik ve ben en son ne zaman o kadar çok güldüğümü hatırlamıyorum.

Akşam, bağbozumu partisi Baracchi’lere ait on beş dakika uzaklıkta bir restorant’taydı. Gece boyunca italyanca, ingilizce, türkçe karaoke ve canlı şarkılar söyleyip, dans ederek eğlendik. Filmin yönetmeni, aynı zamanda oyuncu ve müzisyen olan arkadaşımız Evren’in sesi ve müziği ile partiyi bayağı bir neşelendirdik. Evet tahmin edeceğiniz gibi o meşhur üzümleri tanklarda ezme rituelini de yaptık hem de 7’den 70’e. Dans etmek, şarkı söylemek, küçükte olsa rol yapmak, aklıma eseni yazmak ve içimden geleni olduğu gibi dışa yansıtabildiğim için o gece yatarken ben hiç bir şey düşünmedim. Sadece oradaydım ve bu durumuda çok sevdim.

İlgili Yazı :   Lütfen acil bir "hobi" edinin

kendine bakmak, kendinden geçmek ve yazmak

4. BÖLÜM TUTKU

Çarşamba, son günümüzdü ve bu nedenle biraz buruktum. O zamana kadar her anı dolu dolu geçirdiğimiz için dönmek ile ilgili hiç bir şeyi aklımdan geçirmemiştim. Kahvaltıdan sonra grup olarak aile dizimi terapisine benzeyen bir çalışma yaptık. Kolay bir çalışma olduğunu söyleyemeceğim ve hepimiz için özel geçen bu seansın detaylarına izninizle girmeyi tercih etmiyorum. Çıktılarının benim için çok kıymetli olduğunu, sadece bu bölüm için bile yolculuğa değer olduğunu söyleyebilirim.

Son gün öğlen yemeğinden hemen sonra (bu yemekte diğerleri gibi birbirinden lezzetli makarnaları içeriyordu) tartışmalar, öneriler ve Cem’in anıları ile devam ettik. Kitap öneri listem giderek kabardı. Alice Miller “Beden Asla Yalan Söylemez”, Patrick Süskind “Güvercin”, Louis Ferdinand Celine “Gecenin Sonuna Yolculuk”, Yevgeniy Zamyetin’in her kitabını neyi bulursak okumamızı önerdi. “Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatları”, Bostes Domecq’i anlattı. Sohbetin bir bölümünde benim çok sevdiğim müzik eşliğinde kendimizle baş başa kalma ritulemizi tekrar ettik. Bu sefer rüzgarın esintisiyle rahatlayan ağaç gövdesi gibi hissettim. Sadece duran ve durmakla ilgili bir derdi olmayan.

Günün yoğunluğunda son çalışmaya katılmayarak, Cortona’ya gidip akşam yemeği öncesi biraz gezmeyi ve alışveriş yapmayı tercih ettim. Zeynep’te bana eşlik etti. Önce tepedeki kiliseye çıkarak şahane manzaranın keyfini çıkardık, sonra yürüyerek aşağıya indik ve Cortona’nın dar ve güzel sokaklarında bol bol fotograf çektik. Merkeze indikten sonra bir kahve içerek alışverişe başladık. Cortona, sokakları, ortaçağ geçitleri ile çok güzel, eski bir italyan kasabası. Toskana’ya yolunuz düşerse görülmeye değer.

O gece yatarken ben ağaçlar gibi gösterişsiz olmadan yaşamın nasıl olabileceğini düşünerek uyudum ve aklıma takılan tek şey yıllar önce okuyamadığım Leyla Erbil’in “Mektup Aşkları” romanı oldu.

5. KAPANIŞ

Yazarın yolculuğunun sadece Toskana bölümü bitti. Yolculuk devam ediyor. Bu nedenle bir kapanış yazmak yerine Leyla Erbil’den bir alıntı ile bitirmek istiyorum.

Varoluşun anlamını yeniden kendimde kursam yavaş yavaş….Dünyada hiç kimsenin neden kendi olamadığını üzerine bir kitap yazsam..Bu ülkedeki vicdan yokluğunun nedenini anlatsam… Yanıma sadece şiir kitapları alsam, bütüm dünyanın şiirlerini okumak ölene dek sürse.

Yazan : Sevda Cimagil | Blog, 30 Ağustos, 3 Eylül Toskana, İTALYA

Hakkında Özgür ŞAHİN

Türkiye’nin en büyük kişisel gelişim sitesi olan kendinigelistir.com projesinin sahibidir. 2006 yılından bu yana #kişiselgelişim alanında birçok yeniliği bünyesinde bulundurduğu sitede “beden dili, iletişim teknikleri, başarı hikayeleri, motivasyon teknikleri, özgüven gelişimi” gibi bir çok ana tema üzerine yazar, çizer, karalar, öğretmeye çalışır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

TAVSİYE

en kolay ogrenilen 5 yabanci dil

En Kolay Öğrenilen 5 Yabancı Dil

Yeni dil öğrenmek kesinlikle “kolaydır” falan diyemeyiz..  Ancak ne abartmak ne de ...