Gönderen Konu: Kopar Hüzün Kelepçelerini  (Okunma sayısı 1644 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı yaralıyüz

  • Girişimci
  • **
  • İleti: 36
  • Cinsiyet: Bay
Kopar Hüzün Kelepçelerini
« : 05 Şubat 2012, 10:43:12 Paz »
 







Yalnızlıklarından sıyrılınca günler çağır mağrur suskunluklarına
Acılarının çelik göğsüne çiçekler ek, boş ver yitik hazanlarına
Sevgisiz örülen bütün duvarlar çürüktür, yıkılır bir gün nasılsa
Kopar seni sıkan kelepçelerini, yeni yarınlar yarat içindeki aşkla.



 

İnip kalkarken göğsümüz, biz yüreğimizdeki eski gravürlerin gözlerine tutunarak bedenimizdeki gölgelerin ak kâğıtlarına şiirler yazarız, avuçlarımıza yaşamak büyüsünü sürerek. Ortaçağdan kalma sevdaların kılıç sürtünmelerinde yağmur dileriz mağrur uykusuzluğumuza. Ardımızdan gelen acıların utangaç mırıltılarına gizler yükleyerek, hiçbir sesin silemediği, hiçbir sözün avutamadığı güz rüzgârlarında, yaramızı saracak sevdalar dileriz yaşamdan.

Usulca yumarak gözlerimizi, yaşadıkça çoğalmanın, çoğaldıkça derinliği hesaplanamayan binlerce kuyunun keder suyunda, umutlarımızdır narince tükenen. Kıraç topraklarımızın ölüm hikâyelerinde kirpikleri maviye çalan sevdaların atardamar hücreleriyle gülümseriz hayata. Çığlıklar dokuduğumuz, ayrılık hikâyeleri okuduğumuz bu mavi atlasta her köşe başında yeni sevdalar ararız kendimize, her çiçekten bal sağıp, özlemin gergefine yeni sevda haritaları çizeriz.

Yan yana iki bitki gibi büyürken bizler hayatla, toprağa yakın bedenlerimizin ilençleriyle balasından yağmurlar dilediğimiz düşünüşlerle ömür tüketiriz. Sevmek sonsuz bir acı olsaydı eğer, taş acıdan, su sancıdan yarılmazdı ağıtlarla. Eleyip astığımız eleklerle ve gündelik zevklerle dönmezdi bu küre. Merhabaların mazlum hikayelerinde peteklerimizdeki son yaz güllerinde asırlardır susuz kalmış Anka kuşlarını arar mıydık böyle?

Titreyen her alevde mahcup bir göz yansıması belirir. Vebalini boynumuzda taşıdığımız hüzünlü rüyalarımızın arabesk düşünüşlerinde bakışlarımız bıçak, duruşlarımız kaçaktır. Bayram sevinçlerini beklediğimiz gecelerde üşümüşlüğümüzle, ruhumuzdaki bölünmüşlüğümüzle, içimizde kınalı sevdalar saklarız. Hep aynı aşka yürüyerek, hep ayrı istasyonlarda bekleyerek, sarmaşık acılarımızı sindirmek isteriz.

İçindeki sen’i görebilmek için, gözlerinin ırmağındaki alınganlıklara yüreğinin sevda tohumlarını ekmelisin bundan böyle. Sıtmalı türkülerle paylaşılamayan bir yontun olsun senin de. Çıvgın gözlerindeki mevsimlerle her gönülde aşk, her yürekte sevda olarak büyüyeceksin günün birinde. Çünkü; ışıl ışıl gözlerine, renk renk yüreğine sevdalar dizilecek bir gün, sen bilmesen de.

Sevincin hoyrat yarınlarında inanç büyüt öyleyse düşlerinde. Yüreğindeki saatlerin tik taklarıyla ırmaklar yürüt. Tükenmiş dünlerin aynalarına bakma bir daha. Suskun bir çoğalmanın düş tarlalarına isimsiz çiçekler ek her sabah. Kendi türkümüzü derlediğimiz, kendi şiirlerimizi ezberlediğimiz bu yıldız imparatorluğunda, çoğalsın yüreğinde yaşam, büyüsün ruhun aşkla her zaman.

Bakışlarımızdaki yasadışı sürmelerle ruhumuzun eylem noktalarında salıverip içimizdeki çocukları parklara, sessiz iklimler yaşamayalı ne çok oldu bilirim. Yarım kalmış, hiç bitirilememiş aşkların nemli balyalarıyla yorgun akşamlara sarılıp uyurdum bir zamanlar. Hiçbir sevgilinin yatılı yokluğunu yaşamadım hak edilmemiş sancılarla. En ağır sevilerde aşk’tı elimden tutan ve ben küfretmedim hiçbir zaman.

Nakışladıkça çözülen umut bilgeliğimizin yeni arayışlarıyla her sabah denizlere bırakıp kendimizi, yaşama sevincimizin kaskatı gülüşlerini çözeriz maviliklerde. Kimi fazlasıyla katı, kimi de kibrit alevleriyle ısıtırız avuçlarımızı. Yaralarımızın sargılarına ayrılık imzaları atarken, çok gelir yaşamak bizlere. Arkasını bir türlü getiremediğimiz neşelerde hüzün saklar, şiirlerimizin sarmaşıklarıyla bulutlara ağarız.

Biliriz ki, gizlerle makyajlanmış büyük adalar yontusudur bir avuç suyla günleri adımladığımız yaşam. Dermanını huzurda bulduğumuz, taksitli seçeneklerde ömrümüzü soyduğumuz harika düşler vitrininde soyulduğumuz ey hayat, duyar mısın sesimizi? Ne şanın, ne şöhretin, ne de asaletindir istediğimiz. Sesimizi bize ver ne olur. Bir parça umutla sensiz de sert kayalarına yüreğimizin direnç şiirlerini yazabiliriz.

Sesimizin dağılmışlığını ulaştırsa da kilometreler, biz suskularımızda bile yangın mavilerinden bahçeler kurarız aşkla. Kahkahalarımızı anımsar, hayata düşürdüğümüz notları ovalayarak süreriz yüreğimize böylesi anlarda. Sevda her mevsim gizlilerde, en kuytularda büyür, ruhumuzun gülücük ormanlarında güçlenir. Tohumlarımız dağlardan esen yelle buluşur, çiçek tozlarına karışır, denizler, okyanuslar geçerek yağmur ormanlarına ulaşır bir gün.



Bu şiirin hikayesi:

Gerçeğin dupduru aynasından tanımlayamadığımız sevinçler yansır, yaşanmamışlıklara direndikçe. Yaprakla yürek aynı kaderi paylaşır derin çizgilerinde. Gün fısıltılarla geçerken bizler içimizdeki korkuları gizleriz de, kendi gölgemizden çekiniriz.
Oysa, ayakta kalan tek şey direncimizdir. Daha güçlü, daha yürekli yaşamak için öğündüğümüz tek şey şiirlerimizdir. (Hikayesi kahramanına ait olan) bir yaşam ürünü...

Selahattin Yetgin







sponsorlu baglantilar
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
5 Yanıt
3087 Gösterim
Son İleti 21 Kasım 2007, 22:41:56 Çrş
Gönderen: berrak
102 Yanıt
25095 Gösterim
Son İleti 23 Eylül 2010, 11:30:26 Prş
Gönderen: ilknurtabak
30 Yanıt
7580 Gösterim
Son İleti 13 Mayıs 2009, 15:36:17 Çrş
Gönderen: dideM
14 Yanıt
5330 Gösterim
Son İleti 06 Mayıs 2010, 02:18:27 Prş
Gönderen: ibrahimgemlik

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31