Türkiye'nin en büyük kişisel gelişim forumu | KendiniGelistir.Com

Her telden, her şeyden! => Edebiyat => Konuyu başlatan: yaralıyüz - 08 Şubat 2012, 19:24:09 Çrş

Başlık: YOKLUĞUNUN ERTESİ…
Gönderen: yaralıyüz - 08 Şubat 2012, 19:24:09 Çrş
 
    (http://hizliresimyukle.com/view-pic-img.html?img=183480&w=720)






Yağmurlu bir günde tanışmıştık seninle, hatırlarsın. Yağmurdan kaçarken göz göze gelmiştik bir apartman girişinin kuytusunda. Yağmurun toprakta yürümesi gibi, içimizde bir şey yürüyüp gitmişti ilk bakışta.

Mutlulukla geçen günlerimizi, senin iş seyahatlerine çıkman engelliyordu. Benimse toplantılarım. Nasıl iple çekiyorduk buluşma günlerimizi. Birlikte o kadar iyi vakit geçiriyorduk ki; zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorduk. Sonra işler uzadı, günler uzadı, araya mesafeler girmeye başladı. Ve mesafelerin getirdiği, adını bir türlü koyamadığımız bahaneler. Ondan sonrası, ilişkimize biraz zaman verelim diye birbirimize söylediğimiz geçici vedalar…

Şimdi yokluğunun ertesindeyim. Açıkçası tarifi olmayan bir şaşkınlık içindeyim. Ne yapsam hala doğru dürüst bir tat aldığım söylenemez. Eski günlere dair biriktirdiğim anılarla avutuyorum kendimi. O kadar yer etmişsin ki içimde, meğer ben seninle doluymuşum.
Sen gittiğin zaman gök patlıcan moruna bürünür, şehre uzun uzun yağmur yağardı. Belki de benim için ağlardı gökyüzü. Belki de sen gittiğin için, benim yerime ağlardı. Söylemesi kolay değil ama şimdi sürgünüm bu şehirde. Nefes almak ise sadece yaşama çaresizliği, bir ölüden ayıran tek özellik sensiz.

O kadar iç hesaplaşma içinde geçti ki zaman, kendimce bir çıkış yolu aramak ve hayata tutunmak için çeşitli sosyal aktivitelere attım kendimi. Aslında senden sonra hayattan daha çok zevk aldığımı göstermeye çalışıyordum. Ama ne söylediklerime, nede yaptıklarıma kendimi bile inandıramıyordum. Oysa insan en çok kendine söylediği yalanlara inanırmış derler. Maalesef olmuyor, belki de ben beceremiyorum. Bunalınca düşüncelerden, kafamı dağıtmak için sokağa vuruyorum kendimi. Olmadı sergilere gidiyorum. Olgunlar sokağa kitapçıların arasına katıyorum… Vedat Türkali’nin romanındaki Mavi karanlığa bürünüyorum. Orası olmazsa Karanfile gidiyorum. Dost kitapevinin sıra dışı müzikleri eşliğinde kitapların arasında bulmayı umuyorum yokluğunu.

Biliyor musun? Senden sonra daha çok sinemaya gitmeye başladım. Romantik ne kadar film varsa gösterime giren, hepsini izliyorum. Oturduğumuz koltukta, senin filmi; benim ise daha çok yüzünü seyretmeye çalıştığım ve seninde bana değil filme bak dediğin zamanları anımsıyorum.

Senden sonraları hüzünlü şarkılarda aradım, içki sofralarında yokluğunu… Sonra yine caddelere attım kendimi, kuytularına sığındım sensizliğin. Çünkü buluşma yerimizdi seninle kuytularımız. Kuytulara gizlediğimiz, gözlerimize yansıyan acılarımız, hüzünlerimiz birleştirmişti bizi. Sığınma telaşımız…

İşte bu yüzden hala umut etmeye devam ediyorum. Sende hatırlayacaksın diye o bizi biz yapan günlerimizi. Belki de şu an yaşadığın şehre yağmur yağdığında, ıslanmamak için sığınıp beklediğin bir apartman girişini kuytuluğunda karşılaştığımız o günü anımsayacaksın. Gözlerin dolacak ve anılara pencereler açacaksın kim bilir.
Senden sonraları neon lambalı mekanlarda doldurmaya çalıştım boşluğunu, hiç tanımadığım ama belki yüzü yada sesi sana benziyordur diye mekana gelen kadınlarda aradım sensizliği… Ben ne kadar sana benzer birini aradıkça, neon lambalar daha çok aydınlatıyordu yokluğunu.

Sinek papazı, kare ası arasında geçirdim zamanın bir kısmını ama bir türlü istediğim el gelmedi. Senin anlayacağın; hayat senden sonra ne aşkta, ne de kumarda güldü yüzüme. Ben hep senden uzağa dedikçe, sanki sürekli sana yakınlaşıyormuşum.

Senden sonra diye tanımlamaya çalıştığım bu hayatı; sensiz bu şehirde nasıl sürdüreceğimi bilmiyorum. Meğer seninle sevmişim bu şehri. Biliyorum ki; bu şehirde kalmaya devam edersem, yaralarım kabuk bağlamayacak. Hiçbir şey bıraktığın boşluğu doldurmayacak.

Aslında biliyorum bir taraftan da, hatırlamanın yaşamın bir parçası olduğunu. Acı da olsa, tatlı da olsa, hepimizin anılara ihtiyacı olduğunu bilsem de. Yine de kitabımın arasında kurutulmuş bir gül yaprağına bakarak seni anmak istemiyorum. Senden sonra, elimde üç beş fotoğraf ve sadece ona bakabilme lüksü geriye kalan.

Yaşadığım bu şehre ne zaman yağmur yağsa; Bir umut dolar içime, belki bir gün gelirsin diye yolları/nı gözlerim.

Belki bir gün gelirsin diye sevgili…

Bir gün gelir/ misin sevgili
Başlık: YOKLUĞUNUN ERTESİ…
Gönderen: Korsan - 26 Şubat 2012, 23:14:28 Paz
Gelmez o sevgili, diyim size...
Başlık: YOKLUĞUNUN ERTESİ…
Gönderen: aydinsevcn - 27 Şubat 2012, 13:33:55 Pzt
geleceğne eminim beklemeye devem et zira umutluyum denme berden bu umut bak işte onu söleyemem...inan
Başlık: YOKLUĞUNUN ERTESİ…
Gönderen: Keeps - 27 Şubat 2012, 19:31:41 Pzt
Umut, çaresizlik denen o korkunç derdin tek dermanıdır. Umutsuz olmayın :)
Başlık: YOKLUĞUNUN ERTESİ…
Gönderen: mona roza - 27 Şubat 2012, 22:21:54 Pzt
GİDEN GİTMİŞTİR,HERŞEYE RAĞMEN YOLA DEVAM...SIKINTIYA GEREK YOK,HAYAT ÇOK KISA...
Başlık: YOKLUĞUNUN ERTESİ…
Gönderen: Derya - 05 Şubat 2013, 00:13:49 Sal
yağmur her şeydir... kaleminize sağlık..