Mutsuz birlikteliklerin nedenleri
Zuhal Olcay?ın bir filmini seyretmiÅŸtim. Filmin adı “Dünden Sonra Yarından Önce” idi. Kariyer peÅŸinde olan bir karı kocayı canlandırıyorlardı. İkisinin de çok yoÄŸun iÅŸ temposu vardı. Karı koca birbirlerine deli gibi aşıktılar. O yoÄŸun iÅŸ temposunda birbirlerine zaman ayırmak için deli oluyorlardı ama özellikle kadının iÅŸ temposu daha yoÄŸundu. İş seyahatleri çoktu. Kocası sürekli onu çok sevdiÄŸini ve çok özlediÄŸi söylüyordu.
Bir müddet sonra adam kadına iÅŸten çık seni çok özlüyorum demeye baÅŸladı. Kadın da kocasını çok sevdiÄŸi için bir gün geldi “peki” dedi ve iÅŸten çıktı. Kendine küçük bir resim galerisi açtı. Ama galeri kadının bütün zamanını almıyordu. Çünkü mesai saatlerinde çalışıyor ve erkenden eve geliyordu. Zaten kadının bütün amacı kocasına zaman ayırmak olduÄŸundan baÅŸka bir iÅŸle ilgilenmiyordu. Erkenden eve gelip yemeÄŸini yapıp kocasını bekliyordu. Ama kocası seyahatler ve iÅŸ toplantılarından sürekli eve geç geliyordu. Kadın sıkılıyordu. Yapacak hiçbir iÅŸi olmadığı için kocası eve gelince de surat asıyordu. Şık şık sofralar hazırlıyor ve sofra gece saat 23.00 e kadar ortada duruyordu. Kocası eve geldiÄŸinde kadını genellikle koltuÄŸun üstünde uyumuÅŸ buluyordu. Üstelik kocası için giyinmiÅŸ ve süslenmiÅŸ bir vaziyette.
Adam kadına kızmaya baÅŸladı. Neden beni sürekli böyle bekliyorsun benim geliÅŸ saatim belli olmaz sen yemeÄŸini ye ve yat demeye baÅŸladı. Aralarında kopukluk baÅŸlamıştı. Adam bir gün şöyle dedi; “Senin bu halini hiç sevmiyorum. Ben eski karımı istiyorum. Sürekli bana endeksli yaÅŸaman hoÅŸuma gitmiyor.” Oysaki kadın kocası için iÅŸten çıkmıştı. Onun için kariyerini bırakmıştı. Bir gün kadın şüphelendi adamı takip etti. Kocasını sekreterinin evinde yakaladı. Eve geldi kocasının bavulunu hazırladı ve götürüp sekreterinin kapısına bıraktı. Zili çaldı. Adamın bavulunu eline verdi ve “İliÅŸkimiz bitti” dedi.
Şimdi bu filmi bize niye anlattın diyeceksiniz. Şunun için; İlişkilerimizde yaşadığımız sorunlardan birine örnek olsun diye anlattım. Bu model evlilik çok var. Erkekler evlenseler bile eski hayatlarını yaşamaya devam ediyorlar. Erkek yine maçına gidiyor. Eve gelince yine maçını seyrediyor, okunmamış gazetelerini okuyor. İş hayatının içinde olduğundan hayatı takip edebiliyor. Yeni yeni insanlar tanıyor. İş toplantıları ve seyahatleri hiç kaçırmıyor. Bu toplantılar çocuğunun doğum gününe rastlasa bile. Erkek arkadaşları ile içkili yemeklere gidiyor.
Bunlar çok normal. Çünkü insan evlenince hayattan elini ayağını çekecek hali yok ki. O zaman kimse evlenmez. Ama kadınlarımız bunun aksini yaşıyor. Eğer çalışmıyorsa bütün hayatını kocasının işten eve gelme saatine göre ayarlıyor. Kocasının eve her gece aynı saatte ve mutlaka erken gelmesini istiyor. Zaten bütün gün ev işi yapmış, yemek yapmış, ütü yapmış. Yorgunluktan ölmüş. Güzel yemekler yapmış. Güzel bir sofra hazırlamış. Ama kocası eve geç geliyor. O akşam toplantısı varmış. Kadın çalışma hayatının içinde olmağı için toplantının önemini anlayamıyor. Kuşku duymaya başlıyor acaba yalan mı söylüyor, acaba artık beni sevmiyor mu diye. Beyninin içinde şüpheler kol geziyor. Huysuzluklar başlıyor. Çünkü bütün dünyası kocası ve de çocukları. Bu dırdırlar çoğaldıkça adam dış dünyaya daha çok açılmaya başlıyor ve canı eve gelmek istemiyor. Çünkü kadın kendine ait bir dünya yaratamadı.
Oysaki kadın da çalışıyor olsa durum biraz daha iyi. Aslında sorun çalışmak veya çalışmamaktan ziyade kişilerin kendilerine ait hobileri olmamasından kaynaklanıyor. Kendilerini oyalayacak keyifli saatleri yaratamıyorlar. Tek eğlenceleri birlikte olmak. Bir taraf bu birlikteliği aksattığı zaman sorun başlıyor. Adamın belki bekarken de toplantıları veya seyahatleri vardı. Ama kadın şöyle düşünür bir evlenelim de ben onu nasıl olsa yollamam. İşte en büyük yanılgı bu. Bir evlenelim ben onu nasıl olsa değiştiririm. Kimse kimseyi değiştiremiyor. Mutsuzluklar başlıyor. Hiç birimiz kendimizi değiştirmeyi göze alamıyoruz. Ama karşımızdakinden değişmesini bekliyoruz.
Çevremdeki mutsuz birlikteliklere bakıyorum. Taraflar sürekli karşı tarafı şikayet ediyor. Ama kendisinin bir şey yapması gerektiğine asla inanmıyor. Bu durumu kabullen diyorum. Kabullenmiyor. Peki ayrıl o zaman diyorum. Bu sefer de kızıyor. Tek istediği var karşı taraf onun istediği gibi biri olsun. Tek çözüm bu diyor. Yani çözümsüzlük.
Eğer kişiler kendilerine keyif alanları bulurlarsa daha mutlu olurlar. Bu keyif alanları dediğim beyinlerini oyalayacak öğrenme alanları demek istiyorum. Yoksa öyle altın günleri pastalar börekler demek istemiyorum. Beynini meşgul edecek öğrenmeler. Okuma olabilir. Bir kurs olabilir. Kendiyle meşgulken karşısındakinin zayıf taraflarını görmeye vakti olmaz. Hiçbir iş yapmayınca sadece zayıf taraflara endeksli yaşıyor. O zaman da işte hır çıkıyor. Sonra da eskiden böyle değildi çok değişti gibi cümleler ortalarda dolaşıyor.
Mutlu birliktelikler için biraz özel alanlar yaratıp ve karşılıklı bu özel alanlara saygı gerekli diye düşünüyorum.
Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com
tulay@karmaastrology.com
Tülay Bilin kimdir?
Tülay Bilin çok uzun yıllar Hürriyet Gazetesinde çalıştıktan sonra, Nisan 2006?ya kadar Dünya Gazetesinde İnsan Kaynakları Müdürü olarak çalıştı. Uzun yıllardır kişisel gelişim konusunda aldığı eğitimleri 10 yıldır profesyonel olarak çevresiyle paylaşmaktadır. Şirketlere verdiği eğitimler devam etmektedir. Ayrıca kişisel olarak sorunlarını çözmekte zorlananlar için de yüz yüze görüşmeler yapmaktadır. Haftada bir gün radyo programı yapmaktadır. (Cumartesi günleri saat 11.00-12.00 arası Mavikaradeniz radyosunda canlı telefon bağlantılı. Frekansı 106.4)
Uyurken dinlenebilen, ücretsiz kişisel gelişim, kilo verme, sigara bırakma, hipnoz mp3leri. Deneyenlerin yorumları oldukça ilginç! hayatimdegisti.com'da...





Bu yazıyı okuyanlar, bunları da okumalı :



31 Mayıs 2007, 18:06
‘Bir evlenelim, ben onu nasil olsa degistiririm’
Bunun ne kadar yanlis oldugunu bosanan bir ablamdan ögrendim…
‘Bana uymayan hareketleri kitap gibi acikti önümde, ama ben degistiririm sandim, olmadi… Hatta cocuk yapalim, düzelir dedim… yine olmadi, sonunda bosandik…’ türünde birseyler demisti bana…
‘Sakin ola degistiririm nasil olsa diyerek yola cikma!’ diye tavsiyelerde bulundu bana…
Ne kadar dogru oldugunu bu yazi’da onayliyor zaten…
Cok güzel bir paylasimdi Özgür’cüm…
Herkesin okumasini dilerim…
05 Ekim 2007, 1:17
ÇOOOKKKK HARİKA BİR YAZI BU…gerçekten iÅŸte bu deyerek okudum.bende bunu hep düşünüyodum hep kafamda gidip geliodu sorular,ama tek başıma cewap bulmakta zorlanıodum.konu okadar güzel,sürükleyücü,baÄŸlantılı we kopmadan güzel örneklerle anltılmışki …yani kelime bulamıorum çok güzel anlatım we yazı…çok teÅŸekkür ediorum.böyle bi yorum yaptığımı hiç hatırlamıorum,ÅŸuan parmaklarıma hayretle bakıorum =)
06 Ocak 2008, 22:18
SANIYORUM EVLİ İNSANLARIN EN BÜYÜK HATALARINDAN BİRİ EVLENEYİM KARÅžI TARAFI DEĞİŞŞTİRİRİM,ÇOCUK YAPAYIM KARÅžI TARAFI DEĞİŞTİRİRİM VE EVE BAÄžLARIM DEMELER….VE EVLİLİKLERİ KİŞİLİKLERİ ZİYAN ETMELER.
EVLİLİĞİ KURTARACAK OLAN ÇOCUKLAR OLMUYOR MAALESEF VE O ÇOCUKLAR BÜYÜDÜKLERİNDE,ANNE BABA YAPMASAYDIN KEÅžKE TAHAMMÜL ETMESEYDİN DİYEBİLİYORLAR.O NEDENLE BİŞEYLER OLMUYORSA OLMUYORDUR,ZORLANMAMALI….
07 Ocak 2008, 18:01
Hiç kimse, kimseyi değiştiremez, bunu bilip ona göre hareket etmek gerekir, birde en büyük fedakarlık insanları olduğu gibi kabullenebilmek, işte budur)))