Beyniniz ayağınızı yerden kesebilir!
Küçük dağları yaratmış olduğunuzdan şüpheye düşüyorsunuz… Yenilmez olduğunuzdan neredeyse eminsiniz… Hiç bir konuda rakip tanımıyorsunuz… Üstüne bir de kibir rüzgarında savrulmaktaysanız tek hatanız ’sizi dev aynasında gören ve gösteren’ beyninize güvenmek olabilir. HAZIRLANIN! Kemerlerinizi bağlayın. Şimdi beynin merkezine seyahat başlıyor. Fonda, Zülfü’nün harikulade şarkısı “Sevdalı Başım”ın yeni bir aranjmanı olacak: “Ah benim başına buyruk beynim…” Şimdi bir oyun oynayacağız. Oyunun adı, “Kibirli Beyin”. Aşağıya 


Yeni işe başladınız. Çevreye ve iş arkadaşlarınıza alışmaya çalışıyorsunuz ya da uzun zamandır aynı iş yerinde çalışıyorsunuz. İş arkadaşlarınızla ve patronunuzla iyi ilişkiler kurdunuz. Ama yolunda gitmeyen bir şeyler var. Karşı masada oturan iş arkadaşınız bir süredir size kötü bakışlar fırlatıyor. Yanınızdan geçerken size çarpıyor ve özür dilemiyor. Sabahları “Günaydın”, akşamları “İyi akşamlar” demiyor. Diğer iş arkadaşlarınızla konuşmaya yeltendiğinizde sözünüzü kesip onlarla konuşmaya başlıyor. Size daha önce yaptığınız işlerle ilgili
Herkesin silgisi olsaydı kirlenmek en güzeliydi. Bazı kalemler var ki çok kalın yazar; silmesi zor olan, bazı kalemler var ki; çok ince yazar, en ucuz silgiyle yok olan. Kalemlerinizin kalitesi doğru adımlarınızda saklı; öyle derin, öyle kalın yazın ki başarılarınız silinmesin. Ana rahminden bir yolculukla başlıyor kirli hallerimiz, bir doktorun elinde temizlenip veriliyoruz bilmediğimiz dünyaya. Daha gözümüzü açtığımız andan itibaren ilk önce öğretilenlerin başında geliyor temiz olmak. Belki de biliniyor ölene kadar kirleneceğimiz.
Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için bu bir eksikliktir ; başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise bu bi fazlalıktır. Erkeğin hayatında belki bir aşka yer vardır. Kadının ise aşkında belki bir hayata… Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise Akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delilirler. Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir.
Küçük hikayecikler ama o kadar güzel özetliyor ki? Çoğu şeye kafamızda oluşturduğumuz olumlu\olumsuz kalıplarla yaklaşırız. Bu durum her zaman aynı şeyi doğurur aslında. “Hiç haketmediği şeyleri yapmak!” Kendimizden ödün vererek çoğu zaman bi’şeyleri olsun diye üstüne düştüğümüz ama ne olduğunu kafamızda oturtamadığımız insanlar yok mu etrafımızda? Patron - çalışan ilişkisi ya da uzağa gitmeyelim… İki mesai arkadaşı mesela? Ya durumun tam tersi? O daha da kötü…
8 adımda utangaçlıktan kurtulma terapisi
Silkinmek, sallanmak, kendine gelmek… Mümkünse hayatın dolu tarafına bakabilmek. Karşı tarafı düşündüğünün -belki de- onda biri kadar kendini düşünmek. Ruhunu okşamak. Kendi ruhunu… Her zaman kendine pay biçtiğin küçük şeylerden tebessüm ediyor olmak. Bi’tarafa gözünü diktiğinde senin olmasa da sahiplenebilmek. Umursamadan etrafı kendi bildiklerinle burnunun dikine gitmek. VE sevmek… Mutluluğu anlatabilecek o kadar kelime var ki? Bazen hepsi anlamsız ; bazen aynı şeyler bir o kadar anlamlı geliyor insana…
Anne-babaların çocuklarına kazandıracakları en önemli değer özgüven. Bir çocuğa güven aşılamanın yolu ebeveyn olarak ona koşulsuz sevgi göstermek ve ihtiyaç duyduğu her an yanında olacağınızı göstermekten geçer. İşte özgüven aşısı yaparken dikkat edilmesi gerekenler… Bebeğinizi ilk kucağınıza alışınızla başlar “Ona nasıl davranmalıyım?” kaygısı… Anne baba olarak yapmanız gereken şeylerin başında, onu koşulsuz sevmek ve ona güven aşılamak geliyor. Güven… Hepimizin hayata tutunabilmek için ihtiyacı olan en önemli şey.
İngiliz Kralı 8. Edward sevdiği kadın için tahtını terkettiğinde de kimse bu tercihe anlam verememişti. Çünkü “geçer akçe” olan “taht’tı ve bir kadın için koca imparatorluğun nimetlerim tepmek “akıl dışı” sayılıyordu. Birisini herşeyden vazgeçebilecek kadar çok sevmenin, insanın başına, hiçbir tacın sağlayamayacağı türden bir asalet halkası takacağını düşünemediler. İngilizler, tahtsız kralın ardından dövüne dursun, tahtsız kral da sevgisiz İngilizlerin haline acıdı durdu hayatı boyunca…
IQ, bireylerin zekâ testinde sağladığı zekâ yaşını, kronolojik (zamansal) yaşına bölüp, çıkan sonucu 100 (yüz) ile çarparak elde edilen bir zekâ gelişim düzeyidir. Peki bütün bunlar ne anlama gelmektedir? IQ, bize belli bir zekâ testindeki puanımızı, kendi yaş-grubumuzdakilerle karşılaştırılmış biçimde göstermektedir. Testin 100 puanlık bir ortalama puanı ve 15 puanlık bir standart sapması vardır. Pekâlâ, standart sapma 
