Aşk dediğin yoksulluktur!
Yoksunluktur aşk dediğin! Bir yanın eksik kalır geceler boyu, aldığın nefes yetişmez, sokak çocukları gibi dışarıda üşür yüreğin. Kaybetmektir aşk! Egonu, gururunu, kimliğini bir hırsızın ellerine gönüllü bırakmaktır. İsteyerek bencillikten vazgeçmektir. Omuzlarındaki tüm yükü atarak, avare gülüşlere uyanmaktır düş sabahlarında. Hiç fark etmeden nelerden vazgeçtiğini, cebinde, avucunda 


“Eleştirinin tadına doyum olmaz” demiştik. Biraz şakaydı, biraz ciddi. Eleştiren kişi, bir davranışın değiştirilmesine odaklanmalı; tanımını yapıp, olumsuz etkilerini belirterek yeni ve olumlu davranışı bildirmeliydi. Bir kişiyi doğru dürüst, eli yüzü düzgün bir şekilde eleştirmek ne kadar zorsa, eleştiriyi doğru bir biçimde almak en az o kadar zor. İşin içine öyle çok düşünce, duygu ve zihinsel fırtına giriyor ki, eleştirilen kişi çocukluktaki tepkilerine kolayca geri dönüyor.
Dünyada insanlığını bilmekten, insanca yaşamaktan daha güzel, daha doğru bir iş yoktur. Bilimlerin en çetini de bu hayatı iyi yaşamasını bilmektir. Hastalıklarımızın en belalısı, bedenimizi sevmemek, küçük görmektir.Ruhunu bedeninden ayırmak isteyen, gücü yeterse bu işi beden hasta iken yapsın, ruhunu hastalıktan korumuş olur. Ama bunun dışında ruh bedenle işbirliği etmeli ; onun zevklerine katılmalı onunla karı-koca olmalı ve bilgeliğe ermişse bazen hazlarına
Hiç unutmaman için, dua ettiğim birşey söyleyeyim sana… Bir insanın yaşayabileceği en büyük pişmanlık ; “ömrünün sonuna vardığında rüyalarını yaşamamış olduğunu görmektir…” Ömrünün sonuna hatta ortasına gelip bir sabah uyandığında, cesaretli davranmadığını, yıldızlara uzanmadığını, potansiyelinin onda birini bile gerçekleştirmediğini fark etmek, insanın kalbini kırar… Bu konuda bana güven! Örneklerini her gün görüyorum. Ömrümüzün sonunda yüreğimizi pişmanlıkla
Küçük denizde büyük balıktı. Bir gün büyük denizlere açılmaya karar verdi. Kara lastik fabrikasını satarak kendi markasını yaratma hayaliyle İstanbul’a geldi. Kızılderili dilinde “yükselen” anlamına gelen “Lescon” kelimesini marka adı olarak seçti. İşte Aydın Erbay ve yarattığı markanın kara lastikten Süper Lig’e yükselme öyküsü…
Belki de sevgi ve aşk başucunuzda. Açmış kollarını sizi çağırıyor ama farkında değilsiniz sözcüksüz söylenenlerin. Eğer kendinizi sevmekle başlamadıysanız, paylaşmadıysanız sevginizi, çoğaltmadıysanız onu emek, aşk ve sabır ile. o zaman işiniz zor. Çünkü zorlama sevgiler ve aşklar yaşarsınız, yaşadığınızı sanırsınız ama onlar size ait sevgiler ve aşklar olmaz… Sevgi büyülü sözcük, sihirli anahtar sanki küsleri barıştıran, uzaklardakileri hatta yabancıları yakınlaştıran bir köprü oluverir. Ağızdan dökülen bir çift söz yeter
Spot: Hikayesi olmayan marka olamaz. Fark edilecek bir yönü olmayan marka olamaz. Müşterisine arka çıkmayan marka olamaz. Paralı ya da parasız reklam yapmayan marka olamaz. Çalışanı işini sahiplenmeyen maka olamaz. Can sıkıcı olanlar marka olamaz.
Siteniz var ya da olsun istiyorsunuz… Barındırmak için güvenilir, sağlam, sarpa sürmeyen, teknik bilgisi yüksek, her daim yanınızda olduğunu hissettiren, hem kurumsal hem de bireysel anlamda destek veren, ekstra bir şey daha satmaya çalışmayan bir firma arıyorsunuz. Yıllardır bu sektörün içinde olan birisi olarak hemen söyliyim, bunu bulmak “cidden!” zor. Ancak Türkiye lokasyonlu sunucularında hizmet veren
Aşağıda anlatılan olay iki kişi arasında geçiyor. Bu kişilerden ilkine “A” ikincisine de “B” diyelim isterseniz. İşin ilginci ise bu iki kişinin
Yeni yıl denilince pek çoğumuzun aklına yeni başlangıçlar gelir. Yeni yılda yapılacaklar listesinde zayıflamak da vardır iş değiştirmek de. İş değiştirmek de vardır sevdiklerimize daha çok vakit ayırmak da. Peki yeni yılda kendilerini baştan yaratmak isteyenler başarılı olmak için nelere dikkat edecek… Her yılın başında sigarayı bırakır, diyete ve spora başlarız. Bu yıl da yine kim bilir hangi kararları hayata geçireceğiz, hangileri yılbaşının tatlı heyecanıyla geçip gidecek? İş ve kariyer konusuyla ilgili 
