Rolümüzün kıymetini bilmemek! (Stewart!)
Stewart, minik bir kasabadaki fakir bir işadamıydı.
Çocukluğundan beri bütün hayali dünyayı dolaşmaktı ama art arda gelen olaylar yüzünden kasabasını terk edememiş, sonunda babasının pek de parlak olmayan işini devralmak zorunda kalmıştı. Sevdiği bir karısı ve çocukları vardı. Ama işler iyi gitmiyordu. Borçlar birikmişti. Yaşadığı hayal kırıklığına bir de borçlar eklenince dayanacak gücü kalmamıştı. Karlı bir gece arabasına binip, kasabanın biraz ötesinden akan nehrin kıyısındaki bara gidip iyice sarhoş olana kadar içtikten sonra kendini köprünün üzerinden atıvermişti. Stewart sulara düşerken, karanlık göklerden gelen bir konuşma duyuldu.
Tanrı, “ikinci sınıf meleklerden” birine görev veriyordu.
- EÄŸer bu ümitsiz adama yeniden yaÅŸama isteÄŸi vermeyi baÅŸarırsan, ben de sana çok istediÄŸin o iki kanadı verir, seni birinci sınıf melek yaparım. Ve, yeryüzüne tonton, yaÅŸlı bir adam kılığında “baÅŸarısız” bir melek düşüyordu. O güne dek bir türlü verilen görevleri doÄŸru dürüst yerine getiremediÄŸi için istediÄŸi kanatlara kavuÅŸamayan, kederli bir melekti bu. Görevi ise çok zordu. Tümüyle çaresiz, borçlar içinde yüzen, hayallerini kaybetmiÅŸ, istediklerinden hiçbirine kavuÅŸamamış, dünyayı gezmek isterken önemsiz bir kasabaya sıkışıp kalmış bir adama hayatı yeniden sevdirecek, onu intihardan vazgeçirecekti.
Melek yeryüzüne indiÄŸinde, bir polis Stewart’ı sulardan çıkarıyordu. Onu, kendini sulara atmadan önce son içkisini içtiÄŸi bara götürüyordu ama orası ÅŸimdi çok deÄŸiÅŸikti. Serserilerin toplandığı, pis bir batakhane olmuÅŸtu. Kimse Stewart’ı tanımıyordu. Stewart kasabaya dönüyordu ama orada da eski dostları onun kim olduÄŸunu bilmeyen gözlerle ona bakıyorlardı. Kasaba bakımsızdı, çirkindi, karanlıktı. Eski bir okul arkadaşı arka sokaklarda fahiÅŸelik yapıyordu. Karısı ise bir kütüphanede çalışan zavallı bir yaÅŸlı kızdı. O sulara atlamadan önce ünlü bir adam olarak dünyayı dolaÅŸan erkek kardeÅŸinin ise bir kilisenin bahçesinde mezarı duruyordu. Stewart, suya düşmesiyle çıkması arasında geçen bu beÅŸ dakikada her ÅŸeyin nasıl bu kadar deÄŸiÅŸebilmiÅŸ olduÄŸunu anlayamadan etrafına bakarken “ikinci sınıf melek” yanına yaklaşıyordu.
Ona anlatmaya başlıyordu.
- Sen hayatına son vermek istedin ya, ben daha iyisini yaptım, sen hiç bu dünyaya gelmemiÅŸ gibi oldun… Sen olmamış olsaydın ne olacaktı, gör… KardeÅŸim ne zaman öldü, diye soruyordu Stewart.
- Sen dokuz yaşındayken o kuyuya düşmüştü ve sen onu kurtarmıştın… Ama ben senin doÄŸumunu iptal edince ve sen hiç doÄŸmayınca onu kurtaracak kimse de olmadı… O çocukken öldü.
- Peki sınıf arkadaşım ne zaman fahişe oldu?
- Bir gün o çok parasız kalmıştı, para bulabileceÄŸi hiçbir yer yoktu ve sen ona borç vermiÅŸtin… Ama sen olmayınca o gece kendini sattı ve sonra fahiÅŸe olarak kaldı.
- Kasaba niye böyle bakımsız ve korkunç gözüküyor?
- Çünkü sen babanın yerini aldıktan sonra insanlardan para toplayıp kooperatifler kurmuÅŸtun, binalar yapmıştın, kasaba geliÅŸmiÅŸti… Sen hiç olmadığın için o kooperatif kurulmadı, o binalar yapılmadı, kasaba bakımsız kaldı, o inÅŸaatta çalışıp para kazanan birçok insan para kazanamayıp serseri oldu.
Bütün seyircilerle birlikte Stewart da, bir insanın farkına varmadan ne kadar çok baÅŸka insanın hayatına deÄŸdiÄŸini, o hayatları varlığıyla deÄŸiÅŸtirdiÄŸini, en sıradan insanın bile bu hayatta tahmin edemeyeceÄŸi ölçüde önemi olduÄŸunu görüyordu. Tavana asılmış, birçok deÄŸiÅŸik parçadan oluÅŸmuÅŸ oyuncaklar vardır, her bir parça baÅŸka bir parçaya dokunarak bir rüzgar yaratır ve oyuncak dönüp durur. O parçalardan birini çıkardığınızda bütün rüzgarı kesersiniz. Oyuncak kımıltısız kalır. Frank Capra’nın o filminde de, hayatın aynen o oyuncak gibi birbirine deÄŸen insanlarla döndüğünü, aradan bir tek insanı bile çıkarıp aldığınızda hayatın dönüşünü etkilediÄŸinizi, birçok olayın farklılaÅŸtığını, herkesin sandığından daha büyük bir rolü ve deÄŸeri olduÄŸunu anlıyordunuz. DeÄŸersiz ve iÅŸlevsiz kimse yoktu.
Stewart, o yaÅŸlı ve tonton “ikinci sınıf” melek sayesinde bu gerçeÄŸi görünce intihar etmekten vazgeçiyordu. Kendisine o kadar manasız ve deÄŸersiz gözüken hayatının aslında birçok insan için ne kadar deÄŸerli olduÄŸunu kavrıyordu. O intihar etmekten vazgeçince yeniden her ÅŸey eskisine dönüyordu.
“Bu muhteÅŸem bir hayat” isimli film, mutlu sonla biterken de gökyüzünde bir “çın” sesi duyuluyordu. Tonton meleÄŸe, Tanrı çok arzuladığı kanatlarını veriyordu. Kendimizi manasız ve yararsız bulduÄŸumuz zamanlar vardır. DeÄŸersiz olduÄŸumuzu, sevilmediÄŸimizi düşünürüz. Hayalkırıklıklarıyla dolu hayatımızda neden istediklerimizin hiç gerçekleÅŸmediÄŸini merak ederiz. Cevaplar ararız. Bulamayız genellikle.
Cevaplar vardır aslında. Kendimizi yararsız bulduÄŸumuzda çok yararlı iÅŸler yapmışızdır, sevilmediÄŸimizi sandığımızda sevilmiÅŸizdir, deÄŸersiz olduÄŸumuzu düşündüğümüzde deÄŸerimizi bilenler çıkmıştır. Birçok hayatı aynı anda kımıldatan o sihirli rüzgarı yaratmakta bizim de farkına varmadığımız büyük bir rolümüz olmuÅŸtur. EÄŸer Tanrı “ikinci sınıf” meleklerinden birini bize gönderse ve bizsiz bir hayatın nasıl olacağını gösterseydi, sanırım hepimiz kendimize de hayata da baÅŸka türlü bakardık. Hatta, o melek bize “istediklerimiz gerçekleÅŸtiÄŸinde nasıl bir hayatımız olabileceÄŸini” gösterseydi belki istediklerimizin gerçekleÅŸmemesi için dua ederdik.
Bu muhteşem bir hayattır. Cevabı ve sırrı kendi içinde saklıdır. Ve, o hayatı hep birlikte yaparız.
Bazen rolümüzden şikayet ediyorsak, bu da rolümüzün kıymetini bilemememizdendir.
Â
Yazan : Ahmet ALTAN
Uyurken dinlenebilen, ücretsiz kişisel gelişim, kilo verme, sigara bırakma, hipnoz mp3leri. Deneyenlerin yorumları oldukça ilginç! hayatimdegisti.com'da...





Bu yazıyı okuyanlar, bunları da okumalı :



17 Åžubat 2008, 22:23
Çok güzel hepimizin kendini kötü hissetigi zamanlar elbette oluyor.İyi ve degerli oldugumuzu gösterecek melekleri beklemek yerine(gercek hayattada hepimizin bir melegi vardır mutlaka) etrafımıza ne kadar faydalıyız yada faydalı olabilirizi düşünebilsek hayat daha kolay daha güzel olur sanırım.Evet rolümüzün kıymetini bilmiyoruz.Farketmek dilegi ile teşekkürler paylaşım için.
18 Åžubat 2008, 13:11
stewart çok ümitsiz olduğu için çevreisndeki insanlara ümit verme adına hep çalışmış.Ama onlar onun kıymatini bilememiş sanırmı.bence o melek yardım ettiği insalara gelmeliydi.Ve stewart ın hayatılarındaki önemi anlamalıyd.benim yorumum :)
18 Åžubat 2008, 13:28
evet, hayat herseye ragmen yasamaya deger ..degerimizi kendimiz bilelimki, yasamizda daha cok verimli olabilelim.
Tskler paylasiminiz icin ..
20 Åžubat 2008, 17:59
çok hoş bir paylaşım insan bazen kendi güçünü unutabılıyor bunu hatırlatması adına güzeldi teşekkürler.İnsan varlığının kendisi için çevresindeki insanlar için ne anlama geldiğini bildiği sürece mutluluğa ve hayatın doyumuna ulaşır diye düşünüyorum şuan ülkemizde büyük bir ahlaki çöküş var sanırım bunun en büyük sebebi birey olarak kendimizi değersiz hissetmemiz ya da hissettirmemiz