Gönderen Konu: Türkiyeyi sevmek  (Okunma sayısı 2490 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı diloş

  • Yeni Gelişimci
  • ***
  • İleti: 465
  • Cinsiyet: Bayan
Türkiyeyi sevmek
« : 26 Aralık 2007, 22:46:43 Çrş »

sponsorlu reklamlar




TÜRKİYE'Yİ SEVMEK İÇİN NEDEN Mİ ARARSINIZ?

BİRİNCİ NEDEN: VATANIMIZ.

İKİNCİ NEDEN: AYDINLIK İNSAN MUSTAFA KEMAL'İN ÜLKESİ.


VE SAYISIZ NEDENLERDEN BAZILARI:


Sarı tabelalar
İnsana, bir ömrüm daha olsa... Yok yok, bir fazlası bile yetmez... Birkaç ömrüm olsa... Beni asıl hedefime ulaştıran ana yoldan sapsam... Şu sarının vaat ettiklerine uzansam... Eski hayatlara ilişsem. Zenginleşsem... Hayal kursam... Öğrensem... Tekrar kapayınca aracımın kapısını derin bir oh çeksem... Toprağa daha farklı baksam..." dedirten sarı tabelalar, bitmek bilmez bu ülkede. Rize'de, Mardin'de, Ankara'da, Ege'de, güneyde... Sınırsızca karşımıza çıkar... Binlerce yıldır mesela Amasya'da bir kral mezarını işaret eder, ya da dünyanın en eski mumyalanmış askerini... Çok hikâyeleri saklar...



İstiklal Caddesi
Bağırış, çağırış, aşk ilanları, aşk kavgaları, koşuşmalar, kaçışmalar, uyanıklar, şaşkınlar, sokak çalgıcıları, tramvay kovalayanlar, kilise çanları, kitapçılar, kafeler, barlar, müzik dükkânları, sinemalar, tarih kokulu binalar, sarhoşlar, seyyarlar, polisler, gösteriler, kalabalıklar, yalnızlar, mutlular, mutsuzlar... İstiklal'de zamanın akışı, o an yaşadıklarınızdan başka şeylere konsantre olma olasılığınızı oldukça azaltır. Bu enerjiyi dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız.



Nazım Hikmet
Memleketimi seviyorum
Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım./Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı/memleketimin şarkıları ve tütünü gibi./Memleketim./Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,/kurşun kubbeler ve fabrika bacaları/benim o kendi kendinden bile gizleyerek/sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir./.../Memleketim./Ankara Ovası'nda keçiler/kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması./Yağlı, ağır fındığı Giresun'un./Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması,/zeytin/incir/kavun/ve renk renk/salkım salkım üzümler/ve sonra karasaban/ve sonra kara sığır/ve sonra ileri, güzel, iyi/her şeyi/hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır,/çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım/yarı aç, yarı tok/yarı esir...



Rakı
Tekerlekten sonraki en yararlı ve yaratıcı, en eşitlikçi buluş... Bir içecek, el kadar yeşilliğin üstündeki gazete kâğıdına da, süt beyazı kolalı keten örtüye de bu kadar mı yakışır? Balığa da, maviye de, camsız meyhaneye de... Dilleri bülbül eder, milleti şair eder, alfabemizin az kullanışlı harfini abad eder... Aman saki... Canım saki... Doldur doldur da verr...



İzmir'in kızları

Diyor ki Cahit Külebi:
İzmir'in denizi kız
Kızı deniz
Sokakları hem kız
Hem deniz kokar!
Peki nedir İzmir'in kızlarını ayrıcalıklı kılan? Hemen söyleyelim: Her daim bakımlıdırlar ama sadece dışı güzel değildir İzmir kızlarının, içleri de güzeldir. Akdeniz'in hemen dibinde yaşarlar; ama ne ani öfkelenir, ne hemen unuturlar. Bir de İzmir'in kızları hayattan alabildikleri kadar keyif almak ister. Alamazlarsa... "Ziyanı yok bugün olmaz belki yarın" derler... Hayal gibidir biraz da İzmirli kızlar; her aradığında bulamazsın onları; her bulduğunda da alamazsın..



Hababam Sınıfı
Nostaljik tutkumuz. Defalarca okunan masallara doymayan çocuklar gibi, biz de doyamayız Hababam Sınıfı'na. Yavaşladığında ağlatan, hızlandığında güldüren efsane müziği; Tarık Akan, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Kemal Sunal, Şener Şen ve Münir Özkul'a ne çok yakışır... Okul otoritesini bize, yaramazlığı otoriteye sevdirir Hababam Sınıfı. Yeni versiyonları ise ancak eskilerine sevgimizi artırır.

 

İnsan
"Ben Tanrı Misafiriyim"
Kapı tık tık tıklatılır. Tanrı misafiri gelmiştir. Galiba bir tek Türkiye'ye Tanrı misafiri gelir. Türkler, bu dünyada misafir olduklarını iyi bilir. En azından bilmeleri gerekir. Mevlânâ'dan Müslüm Gürses'e, hepsinin söylediği bu değil midir? Rakı kebap efsanesi kadar, Türk misafirperverliği de bilinir. Beş çayı misafirine börek açan anneden Şeker Bayramı şekeri reklam ailesine, güney ellerinde yüzünü güneşe vermiş kahve köşesi dedesinden "bozuk yoksa kalsın abla" minibüs şoförüne, dar sokaklarda hâlâ gazoz kapak oynanan mahallelerinden Doğu sokaklarında şiir şiir bakan veletlerine ve de Ferrari'sine LPG takan bilgelerine tabii... "Bir başkadır benim memleketim insanı" diyerek, seviyor insan Türkiye'yi...

 

Hamsi
"Hamsi balık değil, ayrı bir mahlukattır."
Karadeniz'de bu sözü sık sık duyarsınız. Hamsi sadece sofraları süslemekle kalmaz. Şarkılar, türküler, fıkralar, atasözleri onunla doludur. Hamsisiz bir öğün düşünülemez. Kahvaltıda yenir, reçeli bile vardır... Buğulamasını, kızartmasını, pilavını, dolmasını yemeğe doyamazsınız. Artık çiftlik çuprası ve çiftlik levreğinin işgal ettiği İstanbul ve Ankara'da da, lüks lokantalarda bile deniz tadını veren ender balıklardan biridir... Sonbaharın başında denizin soğumasıyla birlikte sahile eder. Şölen marta kadar sürer. Ucuzdur, fakir yemeğidir... Ama zenginin sofrasından da eksik olmaz.



Türk kahvesi
Üç vakte kadar gelecek umutlarımız saklıdır telvesinde. Aşkımız, paramız bir Türk kahvesi içimi sonrası beliriverecektir fincanın içinde. Aslında adı Türk kahvesidir ama Yemen'den gelmiştir bilindiğine göre. Dini ortamlarda, gece zikirlerinde uyarıcı olarak kullanılmıştır ilk önce. Kahve, 1550'li yıllarda İstanbul'a geldiğinde, Tahtakale'de hemencecik bir de kahvehane açtırır kendine. Türk kahvesi denilmesinin nedeni aslında pişirme yöntemidir. Pişirilip servis edilen Türk kahvesinin tortusu fincanın dibinde kalır. Zaten çok sevdiğimiz, hiç değilse ahir hayatta bir kere de olsa baktırdığımız kahve falının oluşması da bundan, bu "bizim" olan ritüelden değil midir?



Bayramlar
Bayramlar eskiden tekdüze hayatlarımızda bir keyif; siyah beyaz yaşamlarımıza renk; yoksulluğumuza bir avuntuydu. O yüzden eski bayramlar çocukluğu hatırlatır; hüzünlüdür biraz. Şimdi, bayramlar eski ihtişamından yoksun. Ama onun da çaresini bulduk: Tatiller... Hele ki 9 günlükleri... Söylesenize kuzum, böyle tatil kaç millete nasip ki?



Mardin
Müslüman'ından Süryani'sine, Yakubi'sinden Yezidi'sine farklı mezheplerin yıllardır bir arada yaşadığı, Mezopotamya ile Anadolu arasındaki köprü Mardin. Onu özel yapan ise, hem başta saydıklarımız hem de binlerce yıllık tarihi taş evleri, hanları, medreseleri, cami ve kiliseleriyle açık hava müzesi oluşu. Zaten yalnızca biz değil, kenti "Dünya Mirası Listesi"ne alan UNESCO da böyle düşünüyor.



Şarap
Ne Kaliforniya, ne Fransa bağları... Mağrur olmasınlar... "Hep bir halli Turhallıyız/ Biz bize benzeriz/ Yüz bin kerre tövbe eder/ Gene şarap içeriz..." Hangi dilde var? Kapadokya'dan Tokat'a, Midyat'tan Akhisar'a bağlar ve bağbanlar... Hem çok şehirli, hem her yerli... Rafine beylere, utangaç hanımlara...

 

Hamam
Hamamı ikiye ayırmak gerekir: Erkek ve kadın hamamı... Osmanlı'da, genç kızlar nazardan korunsun diye, ellerinin sandal ağacı yağlarıyla ovulduğu gizli, sırlı bir alandır kadınlar hamamı. Erkekler hamamında ise ortam farklıdır. Burada, hamamın altında yanan ateşi tutan külhanbeylerinin ve tellakların sözü geçer. Şimdilerde turistik meze kıvamında sunulsa da, yüzyıllarca aşka, sabra, sırlara, şakalara ev sahipliği yapmıştır. Hamamlar aynı zamanda entrikaların, hırsın, dedikodunun, yani günahların da ev sahibidir.



Mizah dergileri
Makro Paşa, Merhum Paşa, Malum Paşa, Akbaba'yla başlayan Türkiye'nin muhalif mizah serüveni, Oğuz Aral'ın Türk halkına güzelliği Gırgır'la sürdü. Aral, Türk mizah dergiciliğini sokaktan topladığı yeteneklerle tekrar sokağa saldı, mizahı Türkiye'de yeniden bir mesele yaptı. Rivayet odur ki, ölmez eseri Gırgır'ın piyasaya sürüldüğü cuma günleri, tüm İstanbul derginin renklerine bürünürmüş. Bir zamanlar haftalık yarım milyon tirajı bulan bu dergi, hayattayken Mikrop ve Limon'un tahkimiyle; sonrasında Leman'ın yaşattığı anısıyla literatürü tayin etmiştir. Bugünse minimalist mizahıyla Penguen ve yeni parıldamaya başlayan Fermuar da siyasi iktidarın adım atamayacağı sanat kuleleri haline geldi.



İstanbul'un kuleleri
Bizim için en yüksek bina 1980'ler ortasında gösterilen "Kartallar Yüksek Uçar" dizisindeki Karayolları'nın 12 katlı binasıydı. İstanbul Zincirlikuyu'da yükselen bu bina, artık Levent-Maslak hattında yer alan gökdelenler içinde ufacık kalıyor. Hızla "modernleşmeye" başladığımız, 1990'ların ortasından beri, sıra sıra onlarca gökdelen yükseldi İstanbul semalarına. Yeni gökdelenler, yeni alışveriş merkezleri ve bütün bunlar yeni insanlar yarattı. Belki de Türkiye'nin son 20 yılda geçirdiği değişimi, ekonomik büyümeyi görmek için istatistiklerdeki renkli grafiklere değil, şehrin modern mahallesi Levent'teki gökdelenlerin yüksekliğine bakmamız gerekiyor...





Çay simit
Taşfırından yeni çıkmış, meşe odunuyla pişirilmiş, buharıyla elimizi, ağzımızı yakan simitlerin yanında semaverlerde demlenmiş kıpkırmızı bir çayı reddeden muhtemelen Türk değildir. Bir yerlerde çay demliyse, yakınından mutlaka bir de simitçi geçiyordur. Eğer geçmiyorsa, orası da Türkiye değildir.



Şehir hatları vapuru
Bir İzmir ve İstanbul ayrıcalığı... İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, yeni modeline tek başına karar vermekten ürktüğü... Katılımcı hemşerilerin çokluğuna bakan bir yabancının "Ne aktif bir halk... Seçimler böyle demek..." yanılgısına düşeceği narin kuğular onlar... Gelin gibi süzülürler... Kordon Boyu'ndan Karşıyaka'ya geçerken, karaya kurumla bakarlar... Güzel İzmir artık kendileridir çünkü... Adalara, Modalara, Kavaklara, Fenerlere götürürler... Elli yaşını aşmış koca bebekleri hâlâ heyecanlandırarak... "Taa uzaktan bak bak Paşabahçe... Bu da Fenerbahçe..." dedirtir, soylu burunlarından tanınırlar... Oyun gibidir yolculuk, çay, tarak ve toka satışları... Düdüklerini kıskanan martılar korosu eşliğinde, hep güzel yerlere götürürler


--------------------------------------------------------------------------------




 



Çevrimdışı Safari

  • Aloha.!
  • Kendini Aşan Gelişimci
  • ******
  • İleti: 4.863
  • Cinsiyet: Bay
Türkiyeyi sevmek
« Yanıtla #1 : 26 Aralık 2007, 22:55:10 Çrş »
Çok güzel..

Çevrimdışı bişileryapmaklazım

  • Yeni Gelişimci
  • ***
  • İleti: 318
  • Cinsiyet: Bayan
Türkiyeyi sevmek
« Yanıtla #2 : 12 Aralık 2008, 16:46:01 Cum »
BU GÜZEL PAYLAŞIM İÇİN ÇOK TEŞEKKÜRLER  :)

Çevrimdışı Ebru

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 3.966
Türkiyeyi sevmek
« Yanıtla #3 : 12 Aralık 2008, 16:52:38 Cum »
Kendi adıma neden aramıyorum,ülkemi nedensizde severim ;)ülkesini sevmeye neden bulamayanlar,sevmeyenler okumalı,güzel paylaşım,teşekkürler...

Çevrimdışı Harun

  • Kendini Aşan Gelişimci
  • ******
  • İleti: 3.015
  • Cinsiyet: Bay
    • My blog
Türkiyeyi sevmek
« Yanıtla #4 : 02 Şubat 2009, 15:32:32 Pzt »
Kendi adıma neden aramıyorum,ülkemi nedensizde severim ;)ülkesini sevmeye neden bulamayanlar,sevmeyenler okumalı,güzel paylaşım,teşekkürler...

Zaten burayı sevmek için neden aramaya başlamışsa insan, hazırlasın bavulunu.

Çevrimdışı bir dost

  • Yeni Gelişimci
  • ***
  • İleti: 247
  • Cinsiyet: Bayan
Türkiyeyi sevmek
« Yanıtla #5 : 02 Şubat 2009, 18:13:22 Pzt »
ve sayamadığımız birçok neden daha...

sponsorlu baglantilar
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
26 Yanıt
10326 Gösterim
Son İleti 27 Mart 2011, 09:13:13 Paz
Gönderen: cantuuu
18 Yanıt
5605 Gösterim
Son İleti 23 Ocak 2009, 10:24:16 Cum
Gönderen: Korsan
19 Yanıt
3815 Gösterim
Son İleti 28 Ocak 2009, 10:45:16 Çrş
Gönderen: #zEyNeP
1 Yanıt
1737 Gösterim
Son İleti 29 Mart 2010, 20:34:42 Pzt
Gönderen: kzdnz
10 Yanıt
5030 Gösterim
Son İleti 03 Nisan 2011, 13:20:29 Paz
Gönderen: cantuuu
20 Yanıt
5815 Gösterim
Son İleti 29 Nisan 2011, 19:44:41 Cum
Gönderen: beyaz_melek
2 Yanıt
2740 Gösterim
Son İleti 18 Eylül 2011, 17:42:17 Paz
Gönderen: M

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31