Anasayfa / manşet / Güvensizlik Duygusunu Nasıl Yeneceğiz?
özgüvensizlik ve güvensizlik

Güvensizlik Duygusunu Nasıl Yeneceğiz?

Raymond içine kapandı. Sandra tamamen çöktü. Halbuki ikisinin de başarılı bir geçmişi ve umut verici kariyer beklentileri vardı, fakat bir şeylerin iyi gitmediğini hissettiler. Patronları ve arkadaşları da bunun farkındaydı ama hepsi aynı ölçüde şaşkındı. Nasıl oldu da öyle yetenekli biri görünürde önemsiz tartışmalarda, kayda değer hiçbir sebep olmaksızın o derece kendini, ya da yolunu kaybetti?

Bu sorunun cevabı aldatıcı biçimde basit ve yaygındır: İş yerinde kendine güvensizlik. Bizi yiyip bitiren, olmamız gerektiği kadar ya da başkalarının düşündüğü kadar zeki, bilgili ya da yetkin olmadığımız endişesidir. Yeterince iyi olmadığımız, ya da sadece yeterli olmadığımız korkusudur. Fikirlerimiz, gözlemlerimiz ve hatta duygularımızdan duyduğumuz şüphelerdir. Ve yargılanma konusundaki sürekli hissettiğimiz kaygıdır.

Güvensizlik duygusu bizi dış faktörlere aşırı bağımlı hale getirir: Beğenilme, övgü, terfiler gibi… Fakat bunları elde ettiğimizde bile, başarı hissi genellikle geçici olur. Kısa süre sonra içimize döneriz, bulunması zor bir damarı arıyormuş gibi güveni arar dururuz.

Güvensizlik, sesimizi duyurmamızı zorlaştırır, farklı düşünme yetimizi elimizden alır ve iş ilişkilerimizde bizi çekingen yapar. Memnun olmamızı engeller, işbirliği yapmamızı zorlaştırır ve ekiplerimizi daha az yaratıcı ve etkili hale getirir. Özgünlük ve inovasyonun bir düşmanı varsa bu kesinlikle güvensizliktir. Bundan kurtulmak için bu kadar çaba harcamamıza şaşırmamak gerek.

Geçtiğimiz 20 yılda öğretmen, danışman ve koçlar olarak işlerimizde yüzlerce Raymond ve Sandra ile karşılaştık. Tıpkı onlar gibi, zaman zaman kendimize duyduğumuz güvensizlik bizim de kafamızı karıştırmış ve bizi hayal kırıklığına uğratmıştır. Daha güçlü olmak, diğerlerinin işimizle ilgili yaptığı yorumları daha az umursamak istemenin nasıl bir şey olduğunu biliyoruz. Ve şimdi güvensizliği kavrama ve onunla baş etme şeklimizin, sorunun bir parçası olabileceğinin farkına vardık.

İnsanlar iş yerinde kendine güvensizlikle baş ederken içine döndüğü gibi, bununla ilgili yazılar yazan insanlar da böyle yapar. İş yerinde güvensizlik yaygın bir şekilde, kişisel zayıf yön olarak görülür ve impostor sendromuyla ilişkilendirilir. ‘Aşırı çalışan güvensiz’ şeklinde nitelendirilen insanlarda olduğu gibi, bazen de çok çalışma ve hırsla ilişkili görülür. Bu görüşler, kendine güvensizliği; hem bir kusur hem de itici güç olarak; kişinin sahtekâr olduğu ve başarılarının yetkinlik değil tesadüf eseri olduğu şeklindeki kökleşmiş inancın sonucu olarak gösterir.

İlgili Yazı :   Liderlikte değişen bir şey var mı?

Bu tür inançlar ilişkilerimizde tedbirli ve alıngan olmamıza yol açar. İmpostor sendromu hikâyesi “Eğer beni gerçekten tanırlarsa beni sevmezler, ama kendimi onlara göstereceğim.” şeklinde başlar. Dolayısıyla güvensizlik kronik kendini kanıtlama çabalarını güçlendiren bir unsur haline gelir: “Sadece son başarım kadar iyiyim.”  Fakat kendinden şüphe etmek her zaman, başarıyı takiben gelen övgünün içini boşaltır.

Bu tanımlar güvensizlik deneyimi için doğru olsa da, bunu kişisel bir sorun çerçevesine oturtur: Geçmişin ve hırsların, yeteneklerin ve hassasiyetin bir ürünü olarak görür. İnsanları kişisel gelişim workshop’larına göndermek ya da güvensizlikleri üzerine “çalışmalarını” sağlamak amacıyla onlara koçluk yapmak bizi aynı sonuca ulaştırır. Bu yaklaşım kendisiyle ilgili bir şeylerin ters olduğu düşüncesine sessizce katılan güvensiz kişiye uyar. Koçluk yapmanın çok büyük yardımı olabileceği gibi, klasik tavsiye (daha iyi sınırlar koymak, biraz mesafeli olmak) başarısızlığa uğrayan bir kişi gibi, güvensizliği çok fazla ön plana çıkarır. Aslında kendine güvensizlik; sosyal sonuçları olan psikolojik bir mesele değil, psikolojik sonuçları olan sosyal birmeseledir. Kendine güvensizliğin kökleri iş yerinde bizim çevremizdedir, içimizde değil.

İnsanlar güvensiz doğmaz, güvensizleştirilir.

Birçok şirketin kasıtlı olarak istihdam ettiği ve yetiştirdiği aşırı çalışan ve güvensiz kişiyle ilgili örneği ele alalım. Önemli olan sonuçlar yalnızca yarınınkilerse ve yalnızca müşterilerinizin ve iş arkadaşlarınızın düşündüğü kadar değerliyseniz, aşırı çalışan güvensiz biri olmak bir patoloji değil; gerekliliktir. Böyle bir kişiye dönüşmek kişiye zarar veren ve bazıları için mesleki açıdan zararlı olan bir kültürel ideale uyum göstermektir.

Örneğin profesyonel düzenlerde kadınlar ve azınlıklar üzerine yapılan bir araştırma açıkça gösterdi ki, güvensizlik psikolojikten ziyade sosyal bir meseledir. Kadınlar yapısal olarak erkekler kadar güvenli olsa da, çelişkili mesajlar ve önyargı çanları çalan kişisel geribildirimlerin birleşimi (Daha kendinden emin ol, ama daha az zıtlaş; özgün, ama daha az duygusal ol.) kadınları, olağan şekilde kendilerini sorgulayacakları bir duruma sokar.

İlgili Yazı :   Uçuş korkusunu yenmek için 10 tüyo

Toplantılarda daha az konuşmak, yüzleşmeden kaçınmak gibi “güvensiz” davranışlar hassas bir ruhun göstergesi değildir. Gizli tehditlere bir tepkidir ya da uyum sağlamadır, daha doğrusu, uyum sağlayamama durumuna razı olmaktır.

Güvensizliğe kişisel bir sorun olarak yaklaşmak güvensizliğe yol açan beklentileri sorgulanmadan bırakır. Olması gereken şey güvensiz kişinin güçlenmesidir; kurumun gevşemesi değil. Bu yüzden kendine güveni olmayan kişinin çok çalışmasına ve yalnız hissetmesine şaşmamak gerekir.

Güvensizlikle mücadele eden ve ona yardımcı olmaya çalışan kişilerin amacı belirli bir kopukluktur: Başkalarının onayına karşı var olan bağımlılığımızdan bizi kurtaran otonomi. Bu, hayatta sağlıklı, bağımsız insanlar olmak için başkalarını sevmemiz gerektiğini fark edene kadar iyi ve hoştur. Tam olarak bu tür sağlam, destekleyici ilişkileri kaybettiğimizde içimize kapanır ve kendimize güvenimizi yitiririz. Ait olma tıpkı otonomi gibi temel bir insan ihtiyacıdır.

Hepimiz özgür olduğumuz, zihnimizdekileri dile getirebildiğimiz, hassas ve korunmasız olduğumuz, görülebildiğimiz, içinde ilişkiyi tehlikeye atma korkumuzun olmadığı ilişkiler deneyimlemişizdir. Hatta kendimize karşı, yalnız olduğumuz zamanlardakinden daha dürüst davranabildiğimiz ilişki deneyimlerimiz bile olmuş olabilir. Peki ya bu ilişkiler işteki bir istisna değil de normsa?

Cevabı buldunuz değil mi? Kendine güvensizlik kronik değil, anlık bir durumdur. Zaman zaman hepimizi etkileyebilir, fakat bazılarımızı tanımlamaz. İşe doğal halimizi, güçlü yanlarımızı, hassaslıklarımızı, düşüncelerimizi ve sorularımızı getirmek bir başarı da olmaz, bir ayrıcalık da. Aldığımız, ve karşılığında verdiğimiz bir hediye olur.

Bu şekilde bakarsak güvensizlik bir kusur ya da itici bir güç değildir. Bireyselciliğin yaygın olduğu, ilişkilerin kişiyi amaca götüren bir araç olduğu ve önyargıların sorgulanmadığı bir iş yeri kültürünün kaçınılmaz sonucudur. Güvensizliğe verilecek cevap sınırlar çizmek kadar basit olamaz. Güvensizliği kabul etmek ve onun üstesinden gelmek için birbirimizi aşırı umursamayı bırakmalı, birbirimizin ve çalıştığımız iş yerinin iyiliğini gerçekten önemsemeye başlamalıyız.

Kaynak : Svenja Weber Gianpiero Petriglieri | HBR Türkiye

Hakkında Özgür ŞAHİN

Türkiye'nin en büyük kişisel gelişim sitesi olan kendinigelistir.com projesinin sahibidir. 2006 yılından bu yana #kişiselgelişim alanında birçok yeniliği bünyesinde bulundurduğu sitede "beden dili, iletişim teknikleri, başarı hikayeleri, motivasyon teknikleri, özgüven gelişimi" gibi bir çok ana tema üzerine yazar, çizer, karalar, öğretmeye çalışır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

TAVSİYE

problem nedir ve nasıl çözülmeli

Bir Problemi Yeniden Tanımlamanın 7 Adımı

Bir ofis binasında herkes asansörün yavaşlığından şikayetçi. Şikayetler çoğalınca konuyu bina görevlisine ...