Anasayfa / manşet

manşet

Zeki insan niçin “aptal” soru sorar?

Üniversiteden sonra ilk “gerçek” işime başladığımda, yaptığım ilk değerlendirme toplantısını hatırlıyorum. Düzenliydim, analizlerim iyiydi; fakat toplantılarda sessiz kaldığıma dair geribildirim almıştım. Konuşmamda sorun yoktu; sadece “aptal” görünmek istemiyordum. 21 yaşında biri olarak yöneticime veya müşterime zaten bilmediği neyi söyleyebilirdim ki? Danışmanlık işinde, sorular kritik önem taşıyor. Fakat soru sorduğumda, bunun beni hazırlıksız göstereceğini sanıyordum. Belki soruya çoktan yanıt vermişlerdir ve ben duymamışımdır? Başkalarının önünde “zayıf” kalmak, benim için korkutucuydu.

Gideceğim işletme okuluna yönelik nihai kararım da aslında bu gerçeğe dayanıyordu. Şirketimde çalışan bir ortağın bana Harvard Business School’dan ve buradaki benzersiz “vaka çalışması” formatından bahsettiğini Devamını Oku »

Hayatım kararınca ne olacak?

Hep de diken üstünde yürüyemem k! Diyelim ki yürüdüm, ya hayat kararınca nasıl olacak? Önümü nasıl göreceğim? İşte bomba soru!

Hayat(ım) kararınca ne halt edeceğim?

Aydınlık bir sokaktasın, etraf ışıl ışıl, bir yandan çocuk sesleri bir yandan kahkahalar… Güven hissi bütün bedenini sarmış, hafifsin, tiril tirilsin. Bir de ne olsun! Huzurun mızmızlanmaya başladı. Sen daha anlayamadan sokak lambaları sönüverdi. Çocuklar evlerine kaçıştı, kahkahalar kesildi. Ortada sadece sen ve senin ayak seslerin, öylece kalakaldınız! Devamını Oku »

Doğru zaman, doğru insan ve en gerekli şey?

Güzel bir Tolstoy hikayesi var. Doğru zaman, doğru insan ve en gerekli şeyi anlatır. Güzel de bir yere bağlar. Şöyle ki…

Bir zamanlar kralın biri şayet bir işe doğru zamanda başlamayı bilirse, kimin sözüne kulak verip kimden uzak duracağını bilirse ve de hepsinden önemlisi, her zaman yapması gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilirse, giriştiği hiçbir işte başarısızlığa uğramayacağını düşünmüş.

Bu düşünceden hareketle bütün krallığına kendisine bir iş için en doğru zamanın ne zaman olduğunu, kendisi için en gerekli insanların kimler olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretecek kişiye büyük bir ödül vereceğini duyurmuş. Devamını Oku »

4 küçük ama “büyük” şey!

Bülent Ortaçgil’in harika bir şarkısı vardır, “Küçük şeyler” diye. Hep küçük şeyler bizi usandıran/Küçük şeyler bizi utandıran / Küçük şeyler bizi yarıştıran / Küçük şeyler bizi uzlaştıran. Üstün Dökmen daha sonra bu şarkının adını programına isim, şarkıyı da jenerik müziği yapmıştı. Açıkçası yaşamlarımız tam bu şarkının anlattığı geçiyor ve bu sarmalın dışına çıkabilenler kazanıyorlar.

Küçük şeyler bizi usandırıyor, küçük şeyler için kavga ediyoruz, küsüyoruz. Devamını Oku »

Ruhunu yüzüne giyecek kadar cesur musun?

İnsan, her istediğini yapamayandır. Yaparsanız, insanlıktan çıkmış olursunuz.” Evet eğer gerçekten ‘insansan’, layıkıyla ‘insansan’ her istediğini yapamazsın, herkesi ve her davranışı işine geldiği gibi yorumlayamazsın, öfkenin gerçek muhattabı dururken aklından geçen her insana sataşamazsın, sen öyle zannediyorsun diye kendi zan’larını veya hüsnü kuruntularını gerçek kabul edemezsin, kalp kırma veya can yakma telaşında olamazsın, kendi ayıbın dururken başkalarını ayıplayamazsın, eleştiri ile düşmanlığı, kendini savunma ile küstahlığı birbirine karıştıramazsın… Devamını Oku »

Yaşam kalitesi nasıl arttırılır?

Şu aralar dönen bir reklam var. “Cafe Breno 3’ü 1 arada çalışan kadın reklamı”. İzleme fırsatı buldunuz mu? Gördüğüm andan itibaren ilgimi çekti. Hatta hatta algıda seçiciliği o kadar abartmışım ki hangi marka olduğunu dahi fark etmedim. Reklamda iki çalışan kadının diyaloguna şahit oluyoruz. Çalışanlardan birisi diğerine “N’oldu ya canın mı sıkkın?” diyor, diğeri ise başlıyor anlatmaya “Kendime zaman olsa, ev ve iş olmuyor. Ev ve iş olsa, kendime zaman olmuyor. Kendime zaman ve iş olsa, ev olmuyor.” Yani yaşam dengesine önemli bir vurgu yapılıyor.

Kadın veya erkek, birçoğumuzun benzer baskıları hissettiği zamanlar oluyor. Yoğun iş yaşamının içindeyken vaktim olsa da tatil yapsam, spor yapsam, kendime daha fazla zaman ayırsam, bakım yapsam, kitap okusam, çocuklarımla Devamını Oku »

Seçim sana aitti, şimdi ne oldu?

Yine gece geç saate kadar uyuyamadın değil mi?

Kim bilir neler düşündün… Üzüldün, pişman oldun, ah dedin ah…

Neden bunu seçtim?

Sana bir sır vereyim mi?

Hayatında her saniye seçim yapmak durumdasın, kabul ediyorum ki bazı tercihlerin sonunda hayatın değişiyor.

Bazen fırsatlar sıralanıyor ayaklarına ve sen…

Evet, kararımı verdim diyorsun ve balıklama pozisyonuna geçiveriyorsun. Çok mutlusun. Devamını Oku »

Daha güzel bir sonuç için “ince ayar” neden yapılmalı?

Uzun süredir kullandığım bir ifade var : “İnce Ayar”.

Bu kavram ile aslında şunu anlatmaya çalışıyorum : Bir şey yapabiliriz, ama yaptığımız şeyin sonuca ulaşıp ulaşmaması, onu ince ayar yapmamızla ilgilidir. Örneğin, yemek yapanların iyi bildiği bir şey vardır. Bir yemeğin lezzeti, yemekte kullanılan malzemelerin doğru ölçüde olmasıyla ilgilidir. Tuzu fazla kaçan yemeğin, şekeri fazla gelen tatlının, fırında fazla kalan kekin lezzeti iyi olmaz. Pizza yaparken 200 derece ısıyı bulmuş bir fırına börek atmakla, oda sıcaklığından 200 dereceye ulaşmaya çalışan bir fırına börek atmak arasında fark vardır.

İnce ayar yöntem, amaca ulaşmak için yaptığımız eylem ya da eylemlerin doğru kurgu ve doğru formül uygulamasıyla hedefi 12’den vurdurur. Birkaç örnek üstünde düşünelim:

Bir çalışma arkadaşımızı, insan olarak beğeniyoruz. O kişiyle dost olmayı arzu ediyoruz. Devamını Oku »

İçgüdülerimiz ve korkularımız bize doğru yolu gösterir mi?

Kendimi güvende hissettiğim alanın içinden çıkar çıkmaz içimdeki korkular gün yüzüne çıkmaya başladı. Peki hissettiklerim korkularım mı? Yoksa bir şeyi “yapma” diyen iç güdülerim mi? Aradaki farkı nasıl bileceğim?

Bu aslında düşündüğünden çok daha önemli bir soru; korku normaldir ve biriktirilmeden kaynağının çözümlenmesi gerekir. Genellikle korku varsa; içinde bulunduğun durum, gelişimin için bir fırsat olduğunun göstergesidir.

Öte yandan içgüdülerin de kuvvetliyse, sana boşuna alarm vermeyecektir ve başına gelebilecek olası tehlikelerden seni korumak için oradadır. Bazen korku ile koruyucu içgüdü, kelebek kanatlarının çırpıntılarını midende hissettirebilir. Devamını Oku »

Unutma eğrisi, beyin obezitesi ve hatırlama

Dijitalleşen dünyamızda en önemli sorunlardan birisi “akılda tutmak, hatırlamak..” Artık bilgiye birçok yerden ulaşabiliyoruz. Araçtan, ekrandan, cihazdan, her an, her zaman… Bazen metin şeklinde, bazen hareketli hareketsiz görüntülerle, duygularla, kokularla onlarca çeşit yöntem ile.. Bu durum hepimizde beyin obezitesi dediğimiz şeyin gelişmesine neden oluyor.

Beyin Obezitesi

Obezite Vikipedi’de “vücudumuzdaki yağ hücrelerinde depolanan doğal enerji rezervlerinin ciddî risk oluşturacak düzeyde artması ve ölüm oranlarını yükselten bir hastalık” olarak tarif ediliyor.

Bu durumda beyin obezitesi de şu oluyor diyebiliriz:  “Ana işlem ünitemiz olan beyin hücrelerimizde depolanan doğal bilgi rezervlerinin risk oluşturacak düzeyde artması ve hatırlama, işlem yapabilme fonksiyonlarının ölmesine neden olan bir işlev bozukluğu.” Devamını Oku »