Anasayfa / Sizden Gelenler / Kendi söküğünü diken terzi

Kendi söküğünü diken terzi

Zamanın birinde, tüm diyarlarda çok meşhur olan bir terzi varmış. Bu terzinin ünü, söküğü dikmek için elbisenin sahibinin üstünden çıkarılmasına ihtiyaç duymamasından gelirmiş. Kimin mintanı, şalvarı, kaftanı sökülse, kıyafeti çıkarmadan üzerinde dikiverirmiş. Hem de öyle dikermiş ki bir daha asla sökülmezmiş. Bir gün, terzi yine çalışıyormuş. Ve birden kendi kaftanının söküldüğünü hissetmiş. Söküğü aramış taramış. Ama sökük öyle bir yerdeymiş ki terzi ellerini öyle etmiş, böyle etmiş fakat söküğü kaftan üzerindeyken dikemeyeceğini anlamış. Ününü kaybedecek diye çok korkmuş. Başına böyle bir şey geleceğini hiç düşünmezmiş. ”Ben herkesin söküğünü, kendi üzerinde dikerim. Kendi söküğümü nasıl dikemem?” diye çok üzülüp hayıflanmış. Ama bu olay terziye bir şey öğretmiş. Bir işi iyi yapabilmek için o işe karşıdan bakmak lazım gelirmiş. Yani kendi söküğüne de karşıdan bakması gerektiğini öğrenmiş ve kaftanını üstünden çıkarıp güzelce dikmiş.

Bu hikayeyi ben uydurdum. İtiraf ediyorum. Ama uzun süredir düşündüğüm ”Terzi kendi söküğünü dikemezmiş” cümlesinin gerçek anlamı için güzel bir hikaye oldu sanırım :) Şimdi tam olarak ne anlatmaya çalıştığımı açıklamak istiyorum. Bu çok uzun bir yazı olamayacak ama bir çok insana çok yardımcı olacağını düşünüyorum.

Çoğu insan, ben de dahil, başkalarının sorunlarına, acılarına, çıkmazlarına objektif yani tarafsız gözle dışarıdan bakabilir. Ve bu sayede çözümleri kolayca görebilir. Fakat iş kendi sorunlarına geldiğinde durum aynı değildir. Çünkü kendi problemlerine dışarıdan değil içeriden bakmaktadır. Yani şöyle düşünün, terzi başkasının söküğünü dikerken, söküğü rahatça görüyor. Açısını ayarlıyor. İğnesini-ipliğini ona göre kullanıyor. Ama kendi üzerindeki söküğe yanlış açıdan bakıyor. Ellerini düzgün kullanamıyor. Dolayısıyla da söküğü dikemiyor. Aynı durumu, bir problemimiz için düşünelim. Başkaları yaşadığında onlara akıl verip durduğumuz olay, biz yaşadığımızda içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Çünkü aynı terzi gibi olaya kendi üzerimizden bakıyoruz. Olaydan sıyrılıp farklı bir gözle durumu değerlendiremiyoruz. Bu yüzden de sorun büyüdükçe büyüyor. Tıpkı dikilmeyen bir söküğün kocaman olabildiği gibi.

kendi söküğünü diken terzi

Peki ne yapmalıyız? Bence öncelikle sakin olup duruma bir oyun oynayarak bakmalıyız. Şimdiye dek okuduğum, öğrendiğim pek çok yöntem aynı şeyi tavsiye ediyor. Önce problem denen şeyin aslında var olmadığını, onu bizim düşünerek yarattığımızı kabul etmeliyiz. Seçimler her zaman bize ait. Üzülmek veya üzülmemek. Çıkmaza sürüklenmek veya çıkış yolunu aramak. Bunlar hep bizim seçimlerimize bağlı. Bunu kabul ettikten sonra şu oyunu oynayın. Gerçekten rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortama gidin, rahatlayın, uzanın ya da oturun. Sonra derin birkaç nefes alın ve gözlerinizi kapatın. Hayalinizde kendinizi canlandırın, sanki ruhunuz içinizden çıkmış ve karşıdan size bakıyor gibi. Sonra sizi rahatsız eden durum hangisiyse kendinizi o durumun içinde imgeleyin. Tam da olayların ortasında. Problem yaşadığınız ortam veya kişi hangisiyse tam onunlasınız. Kendinize dikkatlice bakın. Ne durumdasınız ve neden o durumdasınız? Karşınızdaki kişi veya ortam sizi nasıl etkiliyor? Neden sizi etkilemesine izin veriyorsunuz? Kendinizi o sıkıntıyı çekerken düşündüğünüzde eminim ki çok rahatsız olacaksınız. Ama güzel tarafı, derhal o durumdan sıyrılmak isteyeceksiniz. Kendinizi böyle güçsüz ve çaresiz görmek hoşunuza gitmeyecek. Özbenliğiniz harekete geçerek sizi doğru bakış açısına yönlendirecek. Ve siz, gerçek gücün her zamanki gibi içinizde olduğunu hatırlayacaksınız. Acıyı seçmek zorunda değilsiniz. Kimseye boyun eğmek zorunda değilsiniz. Kimsenin size acı çektirmesine izin vermek zorunda değilsiniz. Evet! Acıyı bizlere başkası çektirmez aslında. Biz buna izin verir ve durumu acıya çeviririz. Dediğim gibi seçim bize ait, her zaman…

Tavsiye Yazı :   Aikido: "Uzlaşma Sanatı"

O halde hepimiz birer terzi olarak artık söküklerimiz olduğunda ne yapıyoruz? Üstümüzde dikmeye çalışmadan, güzelce kaftanımızı çıkarıp önümüze alıyoruz. Sağından, solundan, doğru açılardan bakıp iğne-ipliğimizi ona göre takıyor ve söküğümüzü güzelce dikiyoruz :) Ayrıca kimsenin bizi yüceltmesi veya yermesi önemli değildir. Söküğü üstümüzde dikemedik diye beceriksiz olacak değiliz. Tam tersine, doğru yolu arayıp bulduğumuz için başarılıyız :) Umarım kimsenin büyük sökükleri olmaz. Ama olsa da dikmeyi başarmanız dileğiyle yazımı bitiriyorum :)

Sevgilerimle

Yazan : Aslı Ece Özdoğan / kendinigelistir.com

Hakkında Özgür ŞAHİN

Türkiye'nin en büyük kişisel gelişim sitesi olan kendinigelistir.com projesinin sahibidir. 2006 yılından bu yana #kişiselgelişim alanında birçok yeniliği bünyesinde bulundurduğu sitede "beden dili, iletişim teknikleri, başarı hikayeleri, motivasyon teknikleri, özgüven gelişimi" gibi bir çok ana tema üzerine yazar, çizer, karalar, öğretmeye çalışır.

5 yorum

  1. bu sitede ki makaleleri okurken nedense hepsinde kendimi görüyorum ve okudukça hergün farklı benliğimi yeniliyorum. Bu değerli yazınızdan dolayı teşekkürler:)

  2. Aslı Ece Özdoğan uydurduğunuz hikaye daha çok yakınlarına ve çevresindeki insanlara değer vermeyi kendi dünyasında barındıran kişilikler için geçerli gibi geliyor bana. Öyle insanlar varki ilişkilerden ve olaylardan kendilerine pay çıkartıp bencilce yaklaşım yapıp çok kaba ve kırıcı oluyorlar, bence bunlar için bu yazı hiçbir işe yaramaz maalesef..
    yine de bu terzilikten nasip almaları dileği ile çünkü saygının özü kadar sözlerle ifadeside önem taşır hatta özünden çok sözleri önem taşır desek daha doğru olur. Çeşitli düşüncelere saygı duymayabiliriz ancak bunu ifade ederken aşağılayıcı ve hükmedici olursak en büyük saygısızlık bu olur ve itibar yitirilir.
    Çok teşekkür ederim sizin bu hikayenizi hayatımda biraz geçte olsa uygulamaya ani bir şekilde koymuş bir insan olarak ve aynı hataları tekrarlayarak ve yine bu terziliği bu kez derin yaralar alarak uyguladım. İstemeden insan kalbide kırdım ama yapacak birşey yok. Onur herşeyin üstündedir.

  3. bahsettiğin gibi kendimi düşündüm ama o sırada onun yanında acınası bir halde değildim acınası bir olayda değildi olayı özetliyim: tatile gittiğim yerde biriyle tanıştım 4 gün orda kaldık 2.gün tanıştık başlarda umrumda değildi ama eve döndüğüm zaman sürekli aklıma girmeye başladı ve ben sadece adını biliyorum o yurt dışında yaşıyor aklıma onu bulabilmek için binbir türlü yol geldi ama imkansız mesela yaşadığı ülkede kafamdan bir adres sallayıp mektup yazıp onu tanıyorlarsa mektubu ona vermeleri tanımıyorlarsa da mektubu herhangi başka birine verip tanıyan biri çıkana kadar elden ele dolaştırmak peki sizce bu mümkün mü? hayır. yani kendimi onun yanında düşünüyorum ama acınası değildi hatta çok güzeldi diyebilirim ama eve döndükten sonraki his berbattı yani ne yapacağımı bilemiyorum umarım yardımcı olursunuz. belki geçici birşeydir ama şuan için bile olsa yardımınıza çok ihtiyacım var…

  4. Gerçekten çok güzel bir hikayeyle ele almışsınız bu konuyu güzel bir yazıydıı haytımı etkileyecek bir yazı bunu uygulayacağım teşekkürler :) saygılar ve başarılar .

  5. herkese merhaba ve teşekkürler. sevgili ayzıt’a yorumu için ayrıca teşekkür ederim. ve sevgili anonim, gördüğüm kadarıyla kendini boşu boşuna bir sıkıntı içine çekiyorsun. hayatın başka aşamalarına odaklan. öncelikle sakin ol ve güzel şeyler düşün. aradığın mutluluğa kavuşacaksın. zaten aramaya da gerek yok. zihnini sakinleştirebilirsen mutluluk ortaya çıkacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

TAVSİYE

kendini doğurmak

Kendini Doğurmak…

İnsan felsefi açıdan bu dünyaya fırlatılmış gibidir. Özellikle tarımı keşfedip yerleşik düzene ...