Anasayfa / manşet

manşet

Yalnızca Hızlı Koşmak Yetmez

Kendinizi bir 100 metre, kısa mesafe koşucusu olarak düşünün. Önünüzde yılın en önemli şampiyonası var. Yıllardır, her gün deliler gibi çalışıyorsunuz. Atiksiniz, hızlısınız. Bayrak yarışında hele, takımın as koşucusu olarak çok iddialısınız.

Derken o en çok beklediğiniz yarış günü geliyor. Stadyuma gidip günü unutulmaz kılmak için saatler kaldı. Odanızın kapısı açılıyor, antrenörünüz içeri giriyor. Size sinir bozucu bir sakinlik içinde;

“Plan değişti, kısa mesafe değil, uzun mesafe koşacaksın, maratona giriyorsun” diyor.

Ne yaparsınız? Devamını Oku »

Ölümle Yaşam Arası Kaç Saat?

Son günlerde etrafımda bir şekilde yer alan kişilerden ortak duyduğum soru: Nasıl bu kadar pozitifsin? Sabah sabah nasıl bu kadar enerji dolu olabiliyorsun?

Çok zor olduğunu sanmıyorum, inanın. Amacım Polyannacılık yapmak ya da sanki hayatımda her şey on numara beş yıldızmış gibi nasihat vermek değil. Sadece hissettiklerim…

Şükrediyorum… ve şükretme becerisinin yaradan tarafından insana sunulmuş en güzel ayrıcalık olduğuna inanıyorum. Şükretmek ve şükredebilmeyi bilmek. İyi ama nedir bu şükretmek? Devamını Oku »

Masamız mı, Kafamız mı Karışık?

“Dağınık bir masa dağınık zihne işaret ediyorsa, boş masa neyin işareti?” Albert Einstein’a ait bu söz mü doğru?

Yoksa;

Karışık bir çalışma masası karışık zihnin mi göstergesi?

Birkaç gün önce, devam etmekte olan eğitimimde, Fransız kadının çantasını görmeseydim, kendimi çok dağınık bir insan kategorisinde tutacaktım. Genellikle çantamın içinde birbiri ile alakasız çeşitli materyaller bulunur ve bunlar uzunca bir süre benimle seyahat edebilirler. Bu bazen bir elma, bazen de bir çatal olabiliyor. En çok da iş toplantılarına giderken x-ray cihazında çantamdaki çatala şaşkın bakan güvenlik görevlisine mahcup gülümsüyorum. O akşam çantamı temizleyip bir sonaki hezimete kadar unutabiliyorum. Devamını Oku »

Bir çimen gibi alçakgönüllü olmak

Eğitimlerde sıklıkla üzerinde durduğumuz şeylerden biri şudur: Eğer değişim istiyorsan, değişen taraf sen olmalısın. Birisiyle daha iyi bir ilişki kurmak istiyorsan eğer, bu daha iyi ilişki için ilk adımı sen atmalısın, sonra ikinci adımı sonra üçüncü adımı, sonra dördüncü…

Belki de uzunca bir süre bütün adımları senin atman gerekir çünkü farklı bir sonuç almayı bekleyen sensindir. Sonra hemen her seferinde aynı soru gelir: İyi de sürekli ben çaba sarf edersem olmaz ki, sürekli ben mi ödün vereceğim, hep ben mi iyi bir dinleyici olacağım, hep ben mi bakış açımı değiştireceğim? Karşı tarafın da çabalaması gerekmiyor mu? Devamını Oku »

Başarıdan Korkmak

Çantamı akşam yatarken hazırlarım, Ödevimi sabah uyanınca yaparım, Öğretmenin verdiği proje üzerinde okulda çalışırım. Hep sonra. Peki, neden işlerimizi hep sonraya bırakırız? Neden, sanki bugün hiç bitmeyecekmiş, hep bir yarın gelecekmiş gibi davranırız?

Gençlerin yapması gereken şeyleri erteleyerek “hep sonraya” bırakmasını, bazen tembellikten kaynaklı zannederiz ancak onların üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmemelerinin altında yatan asıl sebebin, özgüven eksikliği, isyan, mükemmeliyetçilik, sabırsızlık, başarısızlık ve başarı korkusundan kaynaklı olabileceğini hiç düşünmeyiz. Başarı korkusu dedik, biraz tuhaf geldi değil mi? Devamını Oku »

Avustralya Dil Eğitimine Gidilecek 3 Şehir

Avustralya dünyanın en küçük kıtası, en büyük adası olan, bulunduğu kıtanın tamamını kaplayan ülkedir. Yıllık yapılan istatistiklerde suç oranın düşük olması, insanların refah düzeyinin yüksek olması ülkeyi her yıl dünyanın en yaşanılabilir ülke sıralamasında ilk beşe taşımaktadır. Dolayısı ile ‘’mutlu insanlar ülkesi’’ tarifi aslında Avustralya için bir ütopya değildir. Ülkenin başkenti bilinenin aksine (Sydney) Canberra’dır. Hiçbir ülke ile kara bağlantısı olmayan ülke doğal güzellikler açısından tam bir cennettir.

Türkiye’ye uçuş uzaklığı Sydney ve Melbourne’e yaklaşık 18 – 22 saat arası,  Brisbane ise 20 – 26 saat arası aktarma süresine göre değişiklik göstermektedir. Devamını Oku »

Ben Bilmem Amirim Bilir

İşimiz gereği her gün birçok insanla iletişim halinde oluruz. Kiminden bir şeyler talep eder, kiminin ise taleplerini yerine getiririz. Eğer talebini yerine getiremeyeceksek de neden getiremeyeceğimizi izah ederiz. Bizim de talebimize olumsuz bir yanıt verilse sebebini öğrenmek isteriz. Maalesef bu sebep çoğu zaman “amirim böyle söyledi” olabiliyor. “Peki, neden?” diye sorduğunuzda ise “onu kendisiyle görüş” cevabı gecikmiyor. Böylelikle iş çözülmemiş oluyor. Hatta bu şekilde büyüyerek sorun kriz halini alıyor.

Tecrübeyle sabittir ki “amirim uygun görmedi” cevabını verenlerin çoğu aslında kendisi uygun görmemiştir. Size cevap verirken ya amirine sormamıştır bile –ki muhtemelen sorulması gerekmeyen bir konudur- ya da onu yönlendirerek sormuş ve istediği cevabı almıştır. Burada önemli olan talebin onay ya da red görmesi değildir. Talep edenin, karşısında bir muhatap bulamamasıdır. Belki gerçekten reddedilmesi gereken bir talep olabilir ama bunun makul gerekçeleriyle açıklanması gerekir. Devamını Oku »

X ve Y kuşaklarının Yöneticiye Karşı Karşılaştırmalı Bakış Açısı

Geçmişte birçok defa X kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağı hakkında yazılarımız oldu. İş hayatımızın içine baktığımızda en çok karşılaştığımız 2 nesil X ve Y kuşakları olduğu aşikar.. İnsan kaynakları alanında yapılan çalışmalarda beklentiler her zaman sorgulanır ve bu veriler hep en önemli seviyede tutulur. Çünkü çalışılan ortamda farklılık gösteren kişiler bir arada bulunmaktadır, buda doğru yönetildiğinde güzel bir ahenge dönüşür. Bu açıdan kişileri ne kadar analiz edebilirsek bizim için o kadar önemlidir. Bu nedenledir ki kuşaklar üzerine yapılan çalışmalardan elde edilen veriler benim işime hep yaramıştır. Burada sizinle oranlarla karşılaştırmalı olarak X,Y kuşağı üzerinde durmaya özen gösterdim Devamını Oku »

İş Hayatında Başarılı Olmak için Psikopat mı olmak gerekir?

BBu sene okuduğum en ilginç kitaplardan biri Kevin Dutton’ın Olağan Psikopatlar kitabı oldu. Kevin Dutton psikopatik öğelerin hepimizin doğasında var olduğunu ve içinde yaşadığımız dönemin ve eğilimlerin bizi psikopatlaştırdığını savunuyor. Ona göre psikopatlar, kendine aşırı güvenen, egosantrik, empati yoksunu, çabuk sinirlenen, ustalıkla yalan söyleyebilen, dürtüsel tepkileri olan ve soğuk kalpli insanlar. Bu özelliklere bakınca ilk tepkim yaşasın ben psikopat değilim demek oldu. Ama bu sevincim kısa sürdü. Çünkü aynı zamanda psikopatlar, dayanıklı, etrafta olup bitenin farkında, korkusuz, zihinsel açıdan sağlam, deneyime açık, pragmatik, odaklanabilen, enerjik, yaratıcı ve bağımsız kişilik özellikleri taşıyor. Bu özelliklere bakınca birçoğunun bende olduğunu gördüm ve Kevin Dutton’un dediğine hak verdim. Bu durumda bende de psikopatik özellikler var. Aslında sadece bende değil hepimizde değişik ölçülerde var. Devamını Oku »

Konfor Alanından Çıkmak veya Çıkmamak

Uzun yıllardır aynı şirkette aynı pozisyonda çalışıyorsunuz. Kendiniz için şirketinizde bir gelecek göremiyorsunuz. İşinizin size hiç bir şey katmadığını düşünüyorsunuz. Göstermeniz gereken performansın %20 si ile bile işleri halledebiliyorsunuz. Gün geçtikçe daha demotive, mutsuz ve huysuz bir insan haline dönüşüyorsunuz. Kafada deli sorular bir yandan gitmek istiyorsunuz diğer yandan arka planda bir şey sizi durduruyor. Şimdi yeni bir şirket kendini tanıt, iş yapış şekillerini öğren, her şeye hakim olmaya çalış kim uğraşacak diye düşünüyorsunuz. Mevcut şirketinizde her şeyi biliyorsunuz tamam biraz mutsuzsunuz ama idare edebileceğini düşünüyorsunuz. İşte tehlike çanları burada çalmaya başlıyor artık bu konfor alanınızın artık azap alanına dönmeye başladığının bir göstergesi.

Ama önce konfor alanı nedir ne değildir bir bakalım. Kişinin az çabayla bile ortalama bir başarı yakaladığı ve bunun sonucunda da kendini en rahat hissettiği alana denir. Devamını Oku »