Anasayfa / manşet (sayfa 2)

manşet

Kötü İşler Kader Değil!

Para kazanmak için iki yöntem var:

  • Çalışanlarınıza düşük ücret ve kötü şartlar sunarak maliyetlerinizi düşürmek.

veya

  • İyi çalışma şartları ve iyi ücretler vererek yani çalışanlara yatırım yaparak maliyetlerinizi düşürmek.

Bulunduğumuz kriz şartlarında ilginç değil mi?

Bu sözleri söyleyen Harward Business Scholl’da yetişmiş bir profesör. İkimiz de Türk olmamıza rağmen, onunla Financial Times sayfalarında tanıştım.

Zeynep Ton MIT Sloan School of Management professor. 40 yaşın altındaki dünyanın en iyi profesörleri arasında anılıyor. CNNMoney tarafından, yükselen ilk sekiz profesör arasında sunulmuş bir kişi. Zeynep Ton, şaşırtan bu performansın arasına dört çocuk annesi olmayı da başarabilmiş. Devamını Oku »

Uygulamaya Geçirmediğiniz Strateji Yok Hükmündedir

1990’lı yılların başında, uluslararası büyük bir şirketi yöneten bir CEO, toplantılarımızın birinde bana: “Benim işim karar almak. Ben kararı alırım, yöneticilerim uygular.” demişti.  Sonra da kendisini yormadığını, işe geç gelip erken çıktığını, uzun öğle yemeklerinde iş sohbetleri yapıp, üst düzey ilişkileri nasıl yönettiğini anlatmıştı. Şirketin içinde bulunduğu konuları konuşmaktan çok,  ülke sorunlarıyla ilgiliydi. Siyaset, ekonomi, teknoloji gibi konulardan konuşmayı severdi. Çok popüler bir yöneticiydi. Gazeteciler röportaj yapmak için peşinden koşarlardı. Doğrusu gıpta edilecek bir hayatı vardı.

O zamanlar ben de liderliğin böyle bir şey olduğunu zannediyordum. Lider dediğin şirketin vizyonunu, hedefini, stratejisini belirler ve sonra bir kenara çekilir, gelişmeleri takip eder, uygulamaya elini sürmezdi. Bu CEO‘nun yönettiği şirket, o zamanlar bulunduğu pazarda liderdi. Şirketin bu güçlü konumu, CEO‘nun her söylediğine farklı bir ağırlık katıyordu. Sanki her söylediğinde bir ‘keramet‘ vardı. Devamını Oku »

Zamanın Kıymetini Bilmek Hayatın Kıymetini Bilmeye Eş Değerdir

Yeni bir yıl başladı. 1 Ocak itibariyle herkesin hesabında 365 gün var. Hepimizin hesabına her sabah 1440 dakika zaman yatacak.

İnsanlar, yeterince zamanları olmadığından şikâyet ederler. Ev kadınları da holding patronları da kafalarını kaşıyacak vakit bulamadıklarından yakınırlar. Ama bazı insanlar da zamanlarını çok etkin kullanırlar. İşleri ne kadar yoğun olursa olsun, kendilerine, sevdiklerine ve işlerine yeterli zaman ayırırlar.

Her gün hesabına yatan zamanı nasıl kullandığı, insanın hayat kalitesi belirler. Çoğu insan zamanı heba ettiğinin farkında bile olmaz; çünkü hayat zamanı boşa harcatan tuzaklarla doludur. Cep telefonu ve tabletlerle oynadığı oyunlar, sosyal mecralarda geçirdiği fazla zaman; bir konuşmayı zamanında bitirememe, gereksiz telefonlar, gündemsiz ve fazla uzun toplantılar; sistemsizlik, dikkatini toplayamama, kararsızlık, erteleme huyu; aynı anda çok iş yapmaya çalışma, hayır diyememe gibi onlarca tuzak insanın zamanını çalar. Devamını Oku »

İtibar Kaybetmek

Alman Devi Bosch’un kurucusu olan Robert Bosch’un ünlü sözünü bilirsiniz

“ I would rahter lose money then trust”

“Güven kaybetmektense para kaybetmeyi yeğlerim” olarak Türkçeye tercüme ettiğimiz bu söz, aradan çok uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, halen Bosch şirketini itibarından ödün veremeyeceğinin en açık göstergesi…

Kurumların ve Şirketlerin itibarı

Günümüz iş dünyasında artık birçok şey eskisinden hızlı ilerliyor, şu anda Fantastic FAANG olarak adlandırılan (Facebook, Amazon, Apple Netflix, and Google) dünyanın en büyük şirketleri arasında olan bu 5 büyük şirketin 2000 yılından önce olmadığını düşünürseniz, bundan sonraki hız ile neler olacağını tahmin etmek bile mümkün değil. Bu kadar hızlı çıkışların, inişleri de hızlı olabiliyor. Bu çıkış ve inişlerde itibar oldukça önemli yer tutuyor. Çünkü artık şirketlerin varlıkları parasal değerler, kurulu tesislerden oluşmuyor. Birçok şey teknolojinin yanı sıra pazar algısı ile de bağlantılı. Bu nedenle itibar ve itibar yönetimi oldukça önemli bir konu… Devamını Oku »

Söylenmek Kolaydır. Düzeltmeyi Denediniz mi?

Hiç kavga edip, çılgınlar gibi bağırdığınız, “Benim kim olduğumu biliyor musun?” dediğiniz, arkasından da “Seni dava edeceğim, yarın avukatımı arayacağım” diye tehditler savurduğunuz oldu mu?

Benim oldu ve hâlâ utanıyorum!

Bunları neredeyse hepimiz şu ya da bu şekilde yapmışızdır. Ve oldukça saçma bir eylemdir. Boşuna bağırır nefes tüketiriz. Aslında içten içe ertesi gün dava etmeyeceğimizi biliriz.

Ertesi gün inat ederek, iddiayı sürdürüp avukatımızı arasak bile avukatımızın bıkkın sesiyle bunun mümkün olmadığı, ispat ve dava açmanın güç olacağı, mümkün olsa bile sonuca ulaşmanın zor olduğunu bize anlatmaya çalıştığı zamanlar olmuştur. Para kazanacak olsalar bile avukatlar sizin saçmalıklarınızla uğraşmak istemeyecektir. Devamını Oku »

Dibe Vuruşlarımız Olmasa Büyüyebilir miydik?

Sizlere harika bir örnek vermek istiyorum.
Bana müthiş iyi geldi, sizlerle de paylaşmalıyım.

Istakozları bilirsiniz değil mi?
Yukarıda fotoğrafı da var. Belki de birçok arkadaşın yakalama gibi deneyimi bile vardır.

Istakozlar büyüdükçe, kabuklarının da büyüdüğünü sanırdım. Öyle değilmiş arkadaşlar. Müthiş bir ders aldım.. Devamını Oku »

Doğru Karar Nasıl Alırız?

Özel hayatımızda da iş hayatımızda da her gün karar alırız. Bugün aldığımız kararlar, yarın nerede olacağımızı belirler ama çoğu zaman karar almakla sonuç almak arasında uçurumlar vardır.

İş yerinde yöneticilerin aldıkları kararların hayata geçmemesi çok sık rastlanan bir durumdur. Çünkü çoğu yönetici, karar alırken gerekli koşulları yerine getirmez. Peter Drucker, “Effective decision” makalesinde  bir kararın beş şartı olduğunu anlatır. Etkili karar almak için Drucker’ın sözünü ettiği, olmazsa olmaz şartlar şunlardır: Devamını Oku »

Apartman Yöneticisine Hayatının Dersini Veren Öğrenci

Apartmana giren kedilerden rahatsız olan apartman yöneticisi binanın ilan panosuna astığı kağıda aynen şöyle yazar :

“Kapının kapatılmasına ve kedilerin içeri girmemesine dikkat edilmesi rica olunur.”

Yöneticinin hesap etmediği bir şey vardır; aynı apartmanda bir veterinerlik öğrencisinin oturuyor olması! Bina girişindeki “uyarı” notunu gören öğrenci hemen altına hem ahlaki hem de bilimsel bir manifesto niteliğinde aşağıdaki notu iliştirir :

“Köpek türü günümüzden 15.000 yıl önce, kedi türü ise 5.000 yıl önce insan tarafından kendi çıkarları için evcilleştirilmiştir. Köpeği avda kendisine yardım etsin, evi ve sürüyü korusun diye; kediyi iyi bir haşere ve fare avcısı olduğu için evcilleştirmişlerdir.

Bu nedenler bu iki hayvan türünün kendi yemeğini bulması ve zor hava şartlarına dayanması çok düşük bir ihtimaldir. Bu artık insanlığın görevidir. Bu nedenle hayvanları korumalı ve beslemeliyiz.

Bir kedinin veya köpeğin tekrar ormana dönüp eski vahşi yaşamındaki gibi avlanmasını bekleyemeyiz. Zaten insanoğlu ne bir orman ne de avlanacak hayvan bırakmıştır.

Bir kedinin günlük mama ihtiyacı 75 gramdır ve hava soğudukça daha da artmaktadır. Çünkü kediler vücutlarını ısıtabilmek için çok fazla kalori harcarlar.

Eğer yeterli besin alamazlarsa kendi vücutlarını ısıtamaz ve donarak ölürler. Bu nedenle üşüyen bir hayvanın apartmana girmesi ve çıkmak istememesi çok normaldir.

Aynı şekilde kediler araba motorlarına da ısınmak için girerler. Lütfen motoru çalıştırmadan önce bunu kontrol edin. Ancak bu durumları hayvana yeterli besin vererek ve kötü havalarda içinde saklanabileceği kutular yaparak çözebiliriz.

Sitemizin bahçesinde çok fazla kedi bulunmaktadır. İnsanoğlunun sebep olduklarını düzeltmek her insanın borcudur. Lütfen bu konularda hassas davranalım.

Lütfen bu konuda yardımcı olmasanız bile hayvan yardımına koşanlara engel olmayınız. Dünya sadece insan için yaratılmamıştır, unutmayınız.

Veteriner hekim öğrencisi. Daire 3.”

Farklı Koşullarda Nasıl Doğru Kararlar Veririz

Hep aynı şekilde mi karar vermeliyiz yoksa farklı koşullarda farklı karar oluşturma süreçleri mi kullanmalıyız? Her karar için kıyaslama çalışması yapılır mı? Yönetici karar sürecini ne zaman delege edebilir? Kararların ne zaman kapsamlı bir şekilde tartışılması gerekir? Bu gibi sorular her çalışanın farkında olması gereken sorulardır.

Araştırmacı Snowden ve Boone 10 yıldır karar oluşturma araştırmaları yapmaktalar. İki yazar Harvard Business Review’daki makalelerinde Cynefin (ku-nev-in, diye okunuyor) diye Galce bir kavram üzerine odaklanıyorlar. Cynefin içinde bulunduğumuz koşulların kararlarımızı çok farklı bir şekilde etkileyebileceğini bizlere işaret ediyor Devamını Oku »

Reddedilme Korkusu Dedikleri de Ne?

İlişkilerdeki en büyük sıkıntılardan biri “reddedilme korkusu” olarak karşımıza çıkıyor. Bu korku, kişiyi her alanda yani iş ve özel hayatını da olumsuz yönde etkiliyor. Kişi, özel hayatında reddedilme korkusu yaşıyorsa terk edilme korkusu ve aşırı kıskançlık duygusunu da beraberinde getiriyor. Reddedilen bir kişinin özgüveni oldukça kırılıyor ve bu korku ilerleyen zamanlarda tolere edilemezse kişi oldukça cesaretsiz ve pasif hissedebiliyor. Daha sonra bu durum kişiyi sosyal fobiye, depresyona itebiliyor.

Eğer siz de “reddedilme korkusu” yaşayanlardansanız, bu duyguyu ilk önce ne zaman ve nasıl deneyimlediğinizi hatırlayabiliyor musunuz?
Kaç yaşındaydınız?
Sizi reddeden kimdi ve o an neler hissettiniz? Devamını Oku »