Anasayfa / Etiket Arşivi: kücük seyler

Etiket Arşivi: kücük seyler

4 küçük ama “büyük” şey!

Bülent Ortaçgil’in harika bir şarkısı vardır, “Küçük şeyler” diye. Hep küçük şeyler bizi usandıran/Küçük şeyler bizi utandıran / Küçük şeyler bizi yarıştıran / Küçük şeyler bizi uzlaştıran. Üstün Dökmen daha sonra bu şarkının adını programına isim, şarkıyı da jenerik müziği yapmıştı. Açıkçası yaşamlarımız tam bu şarkının anlattığı geçiyor ve bu sarmalın dışına çıkabilenler kazanıyorlar.

Küçük şeyler bizi usandırıyor, küçük şeyler için kavga ediyoruz, küsüyoruz. Devamını Oku »

Sümbül Soğanı

Küçük bir kızdım daha. Mahalledeki komşu bahçelerin ayva ağaçlarına çıkardım gizlice. Henüz olmamış yeşil ayvaları ağaçtan koparır, üzerindeki tüyleri kirli ellerimle sıyırır ve damağımda ekşi acılık bırakan meyveyi afiyetle yerdim. Ayvanın ağzımda bıraktığı kekremsi tada bayılır, bahçe sahibinin beni yakalamasında korkarak yine gizlice bahçeden ayrılırdım. Tüpte şokellalar yeni piyasaya çıkmıştı. Nohut tozu yemekten bıkmıştım, bu yüzden bu yeni tadı üstümü başımı kirleterek emmek en büyük keyfim olmuştu. Şokella yemek bayramlara has bir zevkti çünkü; başka zamanlarda Devamını Oku »

VIDEO : Aklı ve Duyguları kıvamında karıştırabilmek!

Bugün aklımızı ve kalbimizi kıvamında karıştırarak birlikte kullanmak, yaşama hem pozitif bilimin gerçekçi gözüyle hem de duygularımızla bakabilme konularını işleyeceğiz. İki ayrı yönetici tipi düşünelim. Klasik yönetici ve lider. Klasik yönetici çoğunlukla aklını ve duygularını birbirine karıştırmıyor. Akıla önem veriyor. Klasik yöneticinin elemanları işe başladığında genelde şunları duyuyor : “Arkadaşlar, duygularımızı işimize karıştırmayalım!” Tanıdık geliyor mu? Klasik yönetici akıla önem veriyor, IQ‘ya inanıyor… VE klasik yönetici elemanlarını öne katıp, sürüyor. Dağılmasın diye… Devamını Oku »

Az ile Özün Hikâyesi : Etraf’ı dağıtmaya hazır mısınız?

Bir zamanlar bir ülkede iki arkadaş varmış. Bunlar pek haylazmış, üstelik sürekli gevezelik ederlermiş. Çevrelerindeki büyükler bunlara o kadar çok” Evladım az ve öz konuşun” demişler ki sonunda adları AZ ve Öz kalmış. Az, çok haylazmış; Öz de haylazmış ama iyi-kötü ucundan kenarından okurmuş. Eski Yunan’dan, Eski Roma’dan, Eski Türk’ten kitaplar okurmuş. Öz, Aisopos’u bile tanırmış. Devamını Oku »

Sabah sabah ağaç olmak! / İfade et kendini…

Büyük kızım küçükken –sanırım anaokuluna gidiyordu– sabahları yatağında beş dakika otururdu, ben de karşısına otururdum. Küçük spontan bir oyun oynardık. Ben, bir hayvan, eşya veya bitki rolüne girerdim, o kendisi olurdu ve karşılıklı bir drama veya fabl diyebileceğimiz bir şey sergilerdik. Bir sabah uyandı, oturup battaniyeye sarıldı ve “Hadi bana bir ağaç ol” dedi. O sabah, canım sıkkındı, keyfim yoktu; son günlerde irili ufaklı bir çok olay moralimi bozmuştu. İçime baktım, oyun oynamak Devamını Oku »

Evlilik Yıldönümü Hediyesi

Sema’nın kocası, Sema’ya evlilik yıldönümlerinde hediye olarak bir kitap almıştı. Sema, kocasına kitap için teşekkür etti; ama hediyeden hiç de memnun kalmamıştı. Neden bir yüzük, bir küpe değil de, bir kitap hediye etmişti ki! Kitabı hiç okumadan bir rafa koydu ve kitap öylece orada on yıl durdu. Sema’yı bir gün ziyaret eden çocukluk arkadaşı Deniz, bu kitabı gördü ve ödünç almak istedi. Sema, “Bu bana kocamın evlilik yıldönümü hediyesi. Bana bunu mutlaka geri vermelisin.” diyerek Devamını Oku »

Doğuştan gelen servet ve tırnak kadar değeri olmayan problemler

Geçenlerde haberlerde izledim, insanların böbreklerini çalıp 75.000$’a satıyorlarmış. Beyin herhalde en az beş yüz bin dolar eder. Organlarımızın toplam değeri en azından bir milyon dolar eder. En parasızım diyen adamın bile en azından doğduğunda, Allah’ın verdiği bir milyon dolarlık serveti var. Hiç bu açıdan düşünmüş müydünüz? Benim babam böbrek hastası, haftada dört gün diyalize girer. Hayatı o makineye bağımlıdır. Devamını Oku »