Anasayfa / Başarı Öyküleri

Başarı Öyküleri

40 Yaşından Sonra Başarıyı Yakalamış 21 Kişi

Başarının yaşının olmadığını ispatlayan kırk ismi derledik. Sadece başarıyı anlatmıyor bu isimler. İçlerinde her gün gittiğimiz markaların yaratıcıları, filmlerini izlediğimiz aktörler veya hayatımızı değiştiren teorilerin sahipleri var.

Başarı hikayeleri hepsinde birbirinden farklı ama tamamının ortak olan en önemli özelliği “ısrarcı” olmaları. Başarının ısrardan geçtiğinin en önemli kanıtlarını/isimlerini bir iki cümle ile tanıtmaya çalıştık.

Başarı ve Başarı hikayeleri kendiliğinden gelişmiyor. Altında değerli bir çok hikayeyi barındırıyor.

40 yaşından sonra başarıyı yakalayan 21 kişiyi sizler için derledik. Şimdi bu isimlere ve neler başardıklarına Devam »

Onun Adı Malala

Malala kim?” diye sordu silahlı adam.

Malala benim, bu da benim hikâyem.

Haksızlığa maruz kalan ve sonra da susturulan bütün kızlar.

“Sesimizi birlikte duyuracağız!”

Bu sözler, Pakistan’da doğmuş,  2011’de “Ulusal Barış Ödülü”, 2014’te de “Nobel Barış Ödülü” almış -Nobel Ödülü alan en genç kişi-  Malala Yusufzay’a ait. Devam »

Bırakmayın geçmesinler, bırakmayın yapmasınlar!

Tchibo CEO’su Dr. Markus Conrad, içinde yaşadığı toplumu önemsemeyen kuruluşların gelecekte yaşama şansı olmayacağına dikkat çekti.

Geçen yüzyılda, kapitalizm “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar” yaklaşımıyla tüm kıtalardaki dengeleri allak bullak etti. Kaynaklar hunharca kullanıldı. Artan nüfus ve gelir dağılımındaki dev uçurum, dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirdi. Avrupa ve ABD’de insanlar, devletlerin çığ gibi büyüyen sorunlarla tek başına mücadele edemediğini görüyorlar. İş dünyası, toplumsal yaşamda sorunlar varken, kar edemeyeceklerinin hatta varlıklarını sürdüremeyeceklerinin bilincine vararak, iş süreçlerini gözden geçiriyor. Sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve kamu elele vererek, sorunlara birlikte çözüm geliştirmeye çalışıyorlar. Sorumlu davranmayan kurumların, tüketiciler tarafından cezalandırılacağı bir dönem başlıyor. Devam »

Starbucks Modeli ve Starbucks Nesli

Türkiye pazarında Starbucks yer aldığından bu yana ülkemizdeki gençliğinin sosyal yaşantısının da değişmeye başladığını söyleyebilirim. Gençler artık kahveye takılıyor, ama üç beş sekiz atılmayan, okey oynanmayan bir kahveye. Starbucks’ın Türkiye’ye girmesi sayısız yabancı ve yerli kafe açılmasına fırsat verdi. Cafe Nero, Kahve Dünyası ve birçoğu da İzmir menşeli kafeler Türkiye’nin dört bir tarafında gençlerin buluşma noktası oldu. Bu kafeler temelde kahve içme amacıyla değil, sosyalleşme ve sohbet etme amacıyla kullanılıyor. Yeni nesil, çaydan hızlıca kahveye geçiş yaptı. Bu yazıyı yazmadan bir önceki gün gittiğim bir Starbucks’da bir baba ve on sekiz yaşlarındaki kızı bir masada oturuyordu. Baba cam bardağında çayını yudumlarken kızı karton bardakta kahvesini içiyordu. Devam »

Yeni Nesil Öğrenmede Buz Dağının Görünmeyen Yüzü

Eğitimlerime katılanlar ve yakın dostlarım dokuz yıldır özel gitar dersleri verdiğimi de bilirler. Bu özel dersler sadece yeni jenerasyonu yakından tanımamı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda değişen öğrenme biçimleri ve beklentileri konusunda da bir çok ipucu barındırır. Yeni nesil öğrenmenin görünmeyen etkisinden ve farkından bahsederken de bu dokuz yıl içinde karşılaştığım en zor fakat bir o kadar da öğretici tecrübemden yola çıkarak sizlere ulaşmaya çalışacağım.

Bu yazıyı yazmadan bir yıl önce çalışmaya başladığım öğrencim Arda 13 yaşında; otizm teşhisli ve hayata pırıl pırıl gözlerle bakan bir delikanlı. Konuşamadığı için istek ve sıkıntılarını dile getiremiyor ve bu yüzden de arada hırçınlaşabiliyor, fakat kalbi sevgi dolu. Devam »

Tek İş Yap ve O İşi Çok İyi Yap!

‘Seri girişimci’, peşpeşe şirketler kuran kişidir. ABD’de Tesla, SpaceX ve SolarCity şirketlerini kuran Elon Musk, Birleşik Krallık’ta ise Virgin Group’u kuran Richard Branson başarılı seri girişimcilerdir. Diğer yandan Türkiye’de girişimci adaylarımızın bazıları, seri girişimciliğin ‘peşpeşe’ birden çok iş kurmak olduğunu unutup, ‘aynı anda’ birden çok iş kurmak olduğunu sanıyorlar. Sürekli daldan dala atlayan, maymum iştahlı girişimcilerimiz çok. Bu ayki yazımda, girişimcinin belirli bir zaman diliminde neden sadece tek bir projesine odaklanmasının çok önemli olduğuna değineceğim.

1- Bir gün 24 saattir ve normal bir insanın bir günde kaç saatini verimli geçirebileceği bellidir. Unutmayın, girişimci olarak göreviniz sıfırdan iş kurmaktır. Yapacağınız tonla iş var, hem çok düşünmeniz hem de çok fazla icraatta bulunmanız lazım. İşleri sizin için yapmaya hazır olan bir ekibin başına profesyonel yönetici olarak atanmadınız! Devam »

Başarılı Girişimciler İşe Nasıl Başlamıştı?

Yaklaşık 20 yıl önce, California – Pebble Beach’deki bir konferansta yaptığım konuşmanın ardından, Japonya’da pek tanınmamış bir girişimci olan Masayoshi Son’un konuşmasını da dinlemiş ve Son’un yeni kurmuş olduğu Softbank adlı yazılım dağıtım firması hakkındaki cesur vizyonundan çok etkilenmiştim.

Geçtiğimiz günlerde kişisel bilgisayar endüstrisinin en büyük ticaret fuarını (Comdex) ve bir yayıncılık firmasını (Ziff-Davis) bünyesine katan Softbank, o sıralar sektörün radarında henüz ufacık bir nokta olarak görünmesine rağmen, Son’un hızla büyümekte olan teknoloji piyasasının en büyük oyuncuları arasına girmek gibi bir hayali vardı. Devam »

İki Kardeş : Duygusal Zeka ve İş Zekası

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde ürünlerin yerini markaların alması ile birlikte iktisat literatüründe yer alan sistematik homoekonomikus yani Türkçeleştirilmiş haliyle iktisadi insan kavramı da yeniden tartışmaya açıldı. Özellikle gelişen teknolojinin tüketimindeki tüketici alışkanlıkları iktisadi bireyin kâr-zarar ilişkisi içinde kârı seçerek rasyonel davranacağı ve en fazla kârı elde edeceği ürünü seçeceği savını tamamen boş çıkardı. Bir çok firma rakiplerine oranla aynı kaliteye ve teknolojiye sahip ürünleri çok daha ucuza piyasaya sürmesine rağmen tüketicinin ilgisini çekemedi ve piyasadan silindi. İş zekasını kullanarak doğru tedarikçilerle çok daha ucuza ürün sunan ve doğru yatırımlarla üretim teknolojilerini yenileyen firmalar, karşılarındaki firmaların tüketiciyle aralarında kurduğu bağı koparamadı. Bu durum da yatırımcılara gerçeklik mi, duygular mı sorusunda duyguların hiç de küçümsenemeyecek bir ağırlığı olduğunu gösterdi.

Dan Hill’in 2007 yılında kaleme aldığı Emotinomics (Duygusal Ekonomi) adlı kitapta yazdığı gibi “Tüketici duygularını tam olarak anlamamak, markada sorun yaşanmasına neden oluyor. Duygular ölçülmezse markalar yönetilemez” cümlelerini anlayamayan dev şirketlerin bir bir piyasadan silindiğini aradan geçen sekiz senede izledik. Müşterileriyle duygusal bağ oluşturmaya özen göstermeden, en iyi bildikleri işi, yani pazara Devam »

Freşa Nasıl Başardı?

Türkiye’de maden suyunu meyve aromalı olarak üreten sektör öncülerinden birisi Freşa. Markanın yükselişinin ardındaki en önemli isimlerden biri Freşa Yönetim Kurulu Başkanı HASAN ÇAKIRMELİKOĞLU’nun payı büyük. Giresun menşeli İnişdibi’yi 1997 yılında bünyesine katan marka, daha sonra Freşa markasıyla Türkiye’de ilk doğal meyve aromalı maden suyu üretimini gerçekleştiren kuruluşlardan biri oldu. Şirketin bugün Giresun ve Bursa ilinde toplam 277 bin adet şişe, kutu ve paket üretim kapasitesi olan iki tesisi bulunuyor. Hasan Çakırmelikoğlu, marka çalışmalarına ilk başladıklarında büyük bir cesaretle yola çıktıklarını söylüyor. Fizibilite çalışması yapmadıklarını açık yüreklilikle paylaşıyor. Ancak geçmişte alınan bu cesaretli kararların Freşa markasının yaratılmasında etkili olduğunu belirtiyor.

Çakırmelikoğlu’yla Freşa markasının yaratılış sürecini, yeni bir segment yaratılmasına yaptıkları katkıları ve gelecek hedeflerini konuştuk. Devam »

Kişisel Gelişimin Temeli: Acı!

Kişisel gelişim olgusu hem ülkemizde hem de çevre ülkelerde çok fazla ilgi görmeye başladı. Motivasyon seminerleri, başarı kitapları ve sıfırdan başlayarak milyonlara hitap eden insanların hikayeleri büyük bir tetikleyici oldu. Tüm bu motivasyon, olumlu düşünme, hayaller için olumlamalar yapmak güzel ve insanları mutlu eden şeylerdir. Fakat bu yazımda ben kişisel gelişimin daha farklı ve en önemli boyutundan bahsedeceğim. İçindeki acı! Devam »