Anasayfa / manşet / Sunumsal Hayatlar
Herkes nasılsa ben de öyle olayım mantığı ile yaşanan bir hayatın ne anlamı var ki?

Sunumsal Hayatlar

Yıllar önce ‘Pozitif Düşünmek‘ ile ilgili yazılar yazarken, insanlarla ilgili çok umutluydum. Bir gün herkesin kurtulabileceğine dair inancım vardı. Gençtim, çok fazla deneyimim yoktu. İnsanlara olumlu düşünmelerini söylediğimde bunu uygulayacaklarını sanıyordum. Bir gün herkes kendi isteği ile iyi ve mutlu bir insan olacak diye düşünüyordum. Yazdığım yazılarla veya insanlarla konuşarak herkesi bu olumsuzluk batağından kurtaracaktım.

Aradan yıllar geçti, 10 yıl kadar. Ve gördüm ki kimse kimseyi kurtaramıyor. İnsan beyni eğitilebilen bir şey ama eğitmeye de niyet gerekiyor. Günümüz insanı düşünmekten, irdelemekten ve anlamaktan uzak bir varlık haline gelmiş. Kelimenin tam anlamıyla otomatik yaşıyor. Kendimi de bu gruba katabilirim çoğu zaman. Özellikle iş ortamında günlerimiz otomatik geçiyor, katılıyorum. Yaşı daha küçükler için okul, evde olanlar için de ev hayatı tamamen otomatik eylemlerden ibaret. Peki ya biz? Özel hayatımız? Ailemiz, eşimiz, arkadaşlarımız, sevgilimiz? Onlarla olan ilişkilerimizde de otomatik değil miyiz? Evet çoğumuz öyleyiz. Bütün tepkilerimiz ezberlenmiş. Özellikle toplum hayatı korkulacak seviyede ezbere yaşanıyor.

Sokağa çıktığımda, ofise gittiğimde veya insanlarla her muhatap oluşumda şunu düşünüyorum: Kimse gerçek duygu ve düşüncelerini anlatmıyor. Herkes mutlaka bunları bir süzgeçten geçiriyor ve karşısındaki kişiye göre şekillendirip öyle sunuyor. Yoksa ruhumuz ve aklımız da yeni gelinlerin kurabiyeleri gibi bir sunumdan mı ibaret?

Kendi adıma her zaman gerçek fikrimi söylemeyi tercih ederim. Karşı tarafın hoşuna gitse de gitmese de, laf bana geldiğinde bunu yaparım. Belki de herkesi kendim gibi sandığım içindir. Ben, ne yazık ki, karşımdaki insanın içini okuyabilen biriyim. O kadar çok okudum ve pratik yaptım ki bu konuda, sonunda bu özelliğim epey gelişti. İçini okumaktan kastım, düşüncelerini okumak değil, hislerini okumak. Karşımdaki bana masal mı anlatıyor yoksa gerçek duygularına göre mi hareket ediyor, bunu anlayabilirim. Sanki konuştuğum kişi de beni anlayacak gibi gelir, o yüzden hiç zorlamam ve duygularıma göre konuşurum. Ama aslında kimsenin bir şey anladığı yok :) Onu da son yıllarda farkettim.

Bu özelliğim sayesinde (veya yüzünden) insanların otomatik davranışları dikkatimi çekmeye başladı. Toplumumuzun geneli asla duygularına göre hareket etmiyor. Çoğunluğa göre hareket ediyor. Çoğunluğa uyarak, yapay da olsa onlara uyum sağlayarak devam ettiriyor hayatını. Bu bana göre insanın en çirkin kendini aşağılama biçimidir. Herkes nasılsa ben de öyle olayım mantığı ile yaşanan bir hayatın ne anlamı var ki? Gerçi varlık nedenini, kendini, hayatını sorgulamayan insanlardan bunu beklemek yanlış olur. Kimi kendini yanındaki bir başka insanla tanımlıyor, kimi işiyle. Kimi satın aldığı veya almak istediği saçma sapan bir eşya ile… Kimse kendi hakkında fikir sahibi değil. Yanında ek bir kişi veya eşya olmadan kendini tanımlayamıyor.

Karantina altında olduğumuz bu film gibi günlerde, insanlar evlerine kapandığı için gerçekler ortaya daha çok çıktı. Kimler kendi ile başbaşa kalmaktan korkuyor, kimler gösteri peşinde, kimler içine dönecek cesarete sahip, ortaya çıkıyor. Bazıları ellerine kitapları alıp fotoğraflar paylaştı ama bakalım kaçı bitirecek? Hadi bitirdiler diyelim, kaçı gerçekten anlayacak? Heveslerden ve sunumlardan ibaret hayatlarda mekan değişti sadece.

İşte ben yıllar önce, düşünen ve duygularına güvenen insanlar hayal etmiştim. Yanlışa yanlış diyen insanlar olabiliriz diye düşünmüştüm. En masumanesi de, olumsuza ve yanlışa takılmış insanları yollarından döndürebilirim sanmıştım. 10 yıl öncesinden bugüne kadar yüzlerce insanla tanıştım ve gerçeği anladım. Kimse, kimseyi değiştiremez! Daha da ötesi, kurtaramaz! Anladığım güzel şeylerden biri de şuydu: Kimseyi kurtarmak zorunda değilim! Kimse benim gibi olmak zorunda değil, olması da gerekmez. Bunun yanında, olumsuz ve mutsuz insanlardan uzak durmayı da öğrendim. Felsefem ”Herkesi kurtarmak zorundayım” iken, ”Kendimi kurtarmak zorundayım”a dönüştü. Ben anladım ki, bir insan kendini ne kadar geliştirir ve değiştirirse, çevresinde bunu yapmak isteyen insanlara o kadar ilham olur. İstemeyenler de kendi yollarında devam eder. Sırtımdan insanları kurtarma yükünü attıktan sonra hayatıma kendimce farklı bir yön verdim. Negatif insanlara maruz kaldığımda, önce onlara bir seçenek sunuyorum. Eğer bu seçeneği görmezden gelirlerse de onları hayatımdan uzaklaştırıyorum. Çünkü bunun böyle olması gerekiyor. Negatiften kastım yüzü gülmeyen insanlar değil sadece. İçten içe çok mutsuz ama çevreye kendini çok mutlu gösteren maskeliler var. Bunlar devamlı ”Sunum” yaparlar hayatlarını. Öne çıkarmak istedikleri şeyleri ortaya atarlar. Mesela çocuklarını, eşlerini, maddi varlıklarını, özel hayatlarını vs. Ne kadar çok sunum varsa o kadar kötü gidiyordur işler. İçeride büyük bir boşluk vardır. Bunu da size bir tüyo olarak yazmış olayım:)

Kısa yazı yazmayalı uzun zaman olmuş. Sürçülisan ettiysem affola:) Yeni yazıda görüşmek üzere…

Yazan : Aslı Ece Özdoğan

Hakkında Aslı Ece ÖZDOĞAN

Aslen Maliye mezunu bir bankacı olmakla beraber yaklaşık 4 yıldır #kişiselgelişim ile ilgili yazılar yazmakta ve paylaşmaktayım. Yazı yazmaya, hiç sevemediğim işim bankacılıktan 5 sene sonunda istifa ettikten sonra başladım. Ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. Senelerdir okuduğum sayısız kitap ve yaptığım onca araştırma sonucunda çok şey öğrendim. Şimdi fikirlerimi, duygularımı ve yaşadıklarımı sizlerle farklı bir platformda paylaşmaktan dolayı çok mutluyum...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.