Anasayfa / Motive Olmak (sayfa 10)

Motive Olmak

Motivasyon ile ilgili haberler ve genel bilgilerin olduğu kategori sayfası

Gemi Batarken İlk Kim Atlar?

Gemi batarken en önce kim atlar? Bu yazımızda klişeleşmiş olan bu sözü işlemek istedik. Bu soruyu halk arasında sorduğunuzda verilen ortak cevap “farelerin” olduğu son atlayanların da “kaptan” olduğu söylenir. Peki gerçekte böyle midir?

Aslında işin özü biraz farklıdır. Metaforsa, metafor. Gerçeklikse, gerçeklik. Gemi batarken ilk yüzme bilenler atlar. Bu sözü geçtiğimiz yıl Peryön kongrede bir konuşmacıdan duymuştum. (affına sığınarak konuşmacıyı hatırlayamadım) Söz o kadar güzel ki. İçinde derin bir anlam yatıyor. Devamını Oku »

Yaşamı Fark Etmenize Yarayacak 12 Yöntem

Yaşamı dikkatli bir şekilde yaşamak, bir uykudan uyanmak gibi. Bir süredir bulunduğunuz derinliklerden çıkmak, gelecekte ne yapacağınıza kilitlenmiş olan düşüncelerinizden kurtulmak, başkalarının söylediklerini bir kenara bırakmak, sizi kızdıran veya sizde stres yaratan şeyleri arkada bırakmak ve yaşadığınız zamana odaklanmak demek. Akıllı telefonlar ve sosyal medyanın içinde kaybettiğiniz zihninizi yeniden bulmak demek.

Hayatı dikkatli yaşamak için çaba harcamaya değiyor çünkü bu sayede hayatı ıskalamamış, yaşadığınızın farkına varmış oluyorsunuz. Uyanık olmak demek, içinizde neler olduğunun bilincine varmak ve daha bilinçli tercihler yapmak anlamına geliyor.

Peki yaşamı daha dikkatli yaşamanın yöntemi nedir? İşte hayatın farkına varmanızı sağlayacak 12 yöntem: Devamını Oku »

Heves Kırıcılara Dikkat

Yok mu çevrende?

Vardır var…

Hani senin ruhun kabarınca gelip pat diye iğne batıranlardan bahsediyorum.

İçi geçmiş laflarıyla yüreğini daraltanlar…

Yok mu bahçende?

Vardır var…

Hani ellerinle ektiğin çiçeklere burun kıvıranları diyorum. Hayatında hiç papatyası olmamış olanlar…

Ağacından meyve çalıp, tek ısırıkta toprağına tükürenler…

Yok mu sabahında?

Vardır var… Devamını Oku »

Yaşamın olağanüstü olması için mükemmel olması gerekmiyor!

Geçtiğimiz gün bir sohbet sırasında konu açıldı; spor yaparken vücut performansımı ölçecek profesyonel bir saat almak istediğimden bahsettim çünkü gerçekten çok istiyordum kendimi takip edebilmek için ama bi’şeyler bahane oldu almadım, alamadım. O anda karşımdaki güzel ruhlu insan dedi ki; “alma alma bende var zamanında aldım ama hiç kullanmadım sana getireyim, kısmeti senmişsin.” O an nasıl mutlu oldum ama yine insanım ya içimden şeytan geçti “acaba markası ne” diye :) Çünkü aklımda ve gönlümde 2 marka ve model vardı, biri Polar diğeri Garmin. Bugün saatim geldi, görünce yüzümde oluşan gülümsemeyi görmenizi isterdim. Almaya gitsem muhtemelen onu alırdım. Tabi sonrasında çocuk gibi herkese anlattım, sevinci paylaşmak gerek bulaştırmak gerek herkese. Devamını Oku »

Doğru zaman, doğru insan ve en gerekli şey?

Güzel bir Tolstoy hikayesi var. Doğru zaman, doğru insan ve en gerekli şeyi anlatır. Güzel de bir yere bağlar. Şöyle ki…

Bir zamanlar kralın biri şayet bir işe doğru zamanda başlamayı bilirse, kimin sözüne kulak verip kimden uzak duracağını bilirse ve de hepsinden önemlisi, her zaman yapması gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilirse, giriştiği hiçbir işte başarısızlığa uğramayacağını düşünmüş.

Bu düşünceden hareketle bütün krallığına kendisine bir iş için en doğru zamanın ne zaman olduğunu, kendisi için en gerekli insanların kimler olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretecek kişiye büyük bir ödül vereceğini duyurmuş. Devamını Oku »

Ruhunu yüzüne giyecek kadar cesur musun?

İnsan, her istediğini yapamayandır. Yaparsanız, insanlıktan çıkmış olursunuz.” Evet eğer gerçekten ‘insansan’, layıkıyla ‘insansan’ her istediğini yapamazsın, herkesi ve her davranışı işine geldiği gibi yorumlayamazsın, öfkenin gerçek muhattabı dururken aklından geçen her insana sataşamazsın, sen öyle zannediyorsun diye kendi zan’larını veya hüsnü kuruntularını gerçek kabul edemezsin, kalp kırma veya can yakma telaşında olamazsın, kendi ayıbın dururken başkalarını ayıplayamazsın, eleştiri ile düşmanlığı, kendini savunma ile küstahlığı birbirine karıştıramazsın… Devamını Oku »

Seçim sana aitti, şimdi ne oldu?

Yine gece geç saate kadar uyuyamadın değil mi?

Kim bilir neler düşündün… Üzüldün, pişman oldun, ah dedin ah…

Neden bunu seçtim?

Sana bir sır vereyim mi?

Hayatında her saniye seçim yapmak durumdasın, kabul ediyorum ki bazı tercihlerin sonunda hayatın değişiyor.

Bazen fırsatlar sıralanıyor ayaklarına ve sen…

Evet, kararımı verdim diyorsun ve balıklama pozisyonuna geçiveriyorsun. Çok mutlusun. Devamını Oku »

Ölüm çok yakın değil mi?

Ölüm çok yakın değil mi? Bir gün eve o çok uğraşıp da girdiğin işin müjdesini vermek için geldiğinde, avucun kadar bir organının, kalbinin istifa ettiğini, o güne kadar yaşadığın ama artık bir son’un geldiğini düşünsene. Sanki hiç bir zaman ölmeyecekmişiz gibi, sanki gençler ölmezmiş gibi. “Daha dur, 25 yaşındayım” kaç mezar var dünyada sadece 40 cm boyunda? Kaç ölüm var daha hayatın ne olduğunu anlayamamış çocuklarda?

Bugüne kadar hep başkasına göre yaşamadık mı aslında? Filancanın oğlu şu okulda okuyor diye, filancanın altında şöyle araba var diye imrenmedik mi hep ? Ve farketmedik ki onlara imrenirken bizdeki güzellikleri. Devamını Oku »

Dünyayı başkalarıyla paylaşmasını bilmek

Çoğulluğun ve farklılığın bastırılması, aslında kamusal alanın yok edilmesi ve bütün ötekilerin boyunduruk altına alınması sonucunu getirir. Ya da gerçek dünyanın yerine, ötekilerin var olmadığı muhayyel bir dünyanın geçirilmesine yol açar. Bu tehlikeye, politik alanın donmuş kimliklerden arındırılması, çeşitliliğin ve yenilenebilirliğin korunmasıyla ve kimlik dediğimiz şeyin kutuplaştırılmış, kalıplaştırılmış tanımlara hapsedilmesini reddederek karşı koyabiliriz. Bunu, şu anda var olan ‘çoğul kimliğimizi’ oluşturan farklı kimlik boyutlarımızı bastırarak, inkar ederek değil, tersine hem kendimiz onları tanıyarak, hem de başkaları tarafından tanınmaları için politik alanda mücadele ederek yapabiliriz; yani, bir yandan kimliğimizin reddedilen, ezilen yönüne sahip çıkarken onun içine hapsolmayarak!

Kendilik dediğimiz şey aslında bir çoğulluktur, kimlik de yapıp ettiklerimizin, söz ve eylemlerimizin ürünü… Devamını Oku »

Daha ne kadar bekleyeceksin?

Bir şey istiyordum, sonra o şeyi yapmak için bekledim, bekledim, sonra biraz daha bekledim ve tam 1 yıl önce kafamın içinde, gözlerimin önünde bu soru belirdi:

“Daha ne kadar bekleyeceksin?”

Mevcut yaptığım işimde gayet iyi gidiyordum, 09.00-18.00 bir çalışma temposunun üstüne bir de hafta sonu tatili sürdün mü tadından yenmez bir işim varken içimden bir ses devamlı olarak “eksik” diyordu.

Bir şeyler eksik…

Neyin eksik olduğunu bulmam çok fazla zamanımı almadı, beni neyin sarmalayabileceğini biliyordum.

Haydi Tuğçe, dedim. Başlıyoruz! Devamını Oku »