Anasayfa / manşet (sayfa 60)

manşet

İş hayatınızda fark yaratmanın ince ayrıntıları

Çalışıyorsanız hemen hemen her iş yerinde daima hırslı, bir adım daha önde olmak için her şeyi göze alan ve elbette sürekli amiriyle veya işvereniyle sıkı ilişki kuran insanlar olduğunu görürsünüz. Sürekli yüzünde önemli bir proje üzerinde çalışıyormuş gibi bir ifadeyle gezen, saçma da olsa fikirler üretip, nefes almaksızın üstleriyle paylaşan bu ofis çalışanları, iş hayatını rekabet ortamına çeviren kişiler olarak öne çıkarlar.

Aynı zamanda, ekip çalışmalarından hoşlanmayan bu kişiler, ekibi yönetmek için çaba sarf eder, ortaya çıkan projeye dair bütün başarılı işlerden kendine pay çıkarır. Eğer siz de bu tarz kişilerle birlikte çalışıyorsanız ve tüm bu öne çıkma çabaları içinde kendi iddianızı da ortaya koymak gibi bir idealiniz varsa, bunu nasıl gerçekleştirebileceğinizi biliyor musunuz? Devamını Oku »

Arkadaş olan yönetici mi? Yol gösteren yönetici mi?

Çalışanınızı eğiten ve/veya yol göstere biri mi olmalısınız? Arkadaş mı olmalısınız? Elbetteki her iki yönetim tarzının da olumlu/olumsuz yönleri var.

Onlarca yıl boyunca yöneticiler işlerini ofislerinde oturup otoriter bir tarzla yönettiler. Çalışanlarının kendilerine saygı duymalarını ve itaat etmelerini beklediler. İşler komuta – kontrol sistemi içerisinde yürümekteydi. Ama o takım elbiseli, otoriter yöneticiler bugünkü iş yaşamında dinozor gibi görülüyor.

Bir eleman araştırma ve yerleştirme şirketi olan Addison Group’un CEO’su Thomas Moran’a göre, “2. Dünya Savaşı sonrasında doğan ve “baby boomers” denilen nesil, yönetici konumlarına bu tarz liderlikle ulaştılar. Ama x- kuşağı ve y-kuşağı olarak adlandırılan nesillerden gelenler, yöneticiliğe çok daha farklı bir açıdan bakıyor”.

Addison Group tarafından 2014 yılında baby boomer, x- ve y-kuşaklarına mensup 1.000’in üzerinde kişiyle yapılan bir araştırma, katılımcılardan %63’ünün yol gösterici tarzda bir yönetimi tercih ettiğini ortaya koyuyor. Ama y-kuşağı, yöneticiler ve çalışanlar arasında daha da yakın bir ilişki olmasından yana; bu kişilerin %20’si ise, doğrudan bağlı oldukları yönetici ile yakın arkadaş ilişkisi içerisinde olmak istiyor.

Moran, bu değişimin özel yaşam / iş yaşamı dengesinin daha fazla önem kazanmasından kaynaklandığını söylerken, görüşünü şöyle açıklıyor: “Baby boomers kuşağı daha tutucu bir çevrede yetiştiğinden, onlar için iş önce geliyordu. Ama x ve y- kuşağından yöneticiler, çalışanlara daha fazla özgürlük tanıyor. Örneğin, başarılı bir personel yeni doğan bebeğiyle daha fazla zaman geçirmek istiyorsa, haftanın iki günü evden çalışması gayet normal olabiliyor. Oysa 30-40 yıl önce böyle bir şey asla düşünülemezdi.

YOL GÖSTEREN YÖNETİCİLERİN GELİŞİMİ

Moran, yol gösteren yönetici tarzının internetin patlama döneminde x-kuşağı tarafından yaratıldığını söylüyor. “Bu, karşınızdakini dinleyerek ve onunla iş birliği yaparak uygulanan bir yöntemdir ve yeni kurulan şirketlerde çalışanların tüm ülkeye yayılmasıyla ortaya çıkmıştır” diyor.

Yol gösteren bir yönetici yine liderdir. Ama aynı zamanda elemanlarının potansiyellerine ulaşması için yardımcı olan bir çalışma ortağıdır. Moran’a göre “Bu tür yöneticiler elemanlarına ‘İki yıl sonra kendini hangi pozisyonda görüyorsun?’ ‘Sence şirkette senin için en uygun olan pozisyon hangisi?’ ‘Hedefine ulaşabilmen için sana nasıl yardımcı olabilirim?’ gibi sorular sorarlar. Ama istenen hedefe ulaşamazlarsa da onları sorumlu tutarlar.”

yönetimde yalınlaştırmak

Yol gösterici tarzın olumlu yönü, çalışan kişilerin seslerini duyurma arzusunu tatmin etmesidir. Aynı zamanda, çalışanların yetersiz kaldığı durumlarda yöneticinin devreye girebilmesine olanak sağlar.

Bu tarzın olumsuz yönü ise, iletişimin bir noktada kopabilmesidir. Moran: “Sonuca ulaştıran performanstır ve sonuç alınamazsa, çalışanlar genelde yeterli destek görmediklerini ileri sürerek yöneticiyi suçlarlar” diyor. “Bu durum çoğu zaman çalışanın uygulama eksikliği veya hatasından kaynaklanır. Yol gösteren bir yöneticinin bunu çalışana kanıtlayabilmesi gerekir.”

ARKADAŞ OLAN YÖNETİCİ

Yapılan araştırma, 2015 yılında iş gücünün büyük bir kısmını oluşturacak olan milenyum kuşağının liderliğe hevesli olduğunu, bunlardan %82’si yönetim pozisyonlarına ilgi duyarken, bu oran diğer yaş gurupları için %57’de kalıyor. Milenyum kuşağının bir kısmı yönetici rolünü üstlendiğinde, arkadaş yaklaşımını benimseyecekler ve yönetici/çalışan ilişkisini ofis dışındaki sosyal ortama taşıyacaklardır. Moran : “Örneğin ekip belki bütün gün çalışacak, sonra da birlikte akşam yemeğine gideceklerdir. Bu, iletişim yoluyla motivasyon yaratan, daha yumuşak bir liderlik tarzıdır” diyor.

Arkadaş olan yöneticiler, çalışanını tüm yaşam perspektifiyle tanır. Onlarla çocuklar, hafta sonu planları ve evdeki sıkıntılar gibi özel konular hakkında konuşurlar. Moran’a göre arkadaş yönetici tarzının en büyük avantajı, çalışanların kendilerini dinleyen ve anlayan biri olduğuna inanmalarıdır.

“Bir çalışanın işle ilgili bir sorunu olduğunda, yöneticinin o konuyu çözmesi daha kolay olabilir. Zira o kişinin yaşamı hakkında daha fazla bilgisi vardır” diyor Moran. “Baby boomer kuşağını çalışmak motive ediyordu, zira işe ihtiyaçları vardı. Ama büyük bir olasılıkla yöneticilerini sevmiyorlardı. Milenyum kuşağını ise çalışmak, yöneticilerini sevdikleri için motive ediyor.”

Tıpkı yol gösteren yönetici tarzında olduğu gibi, arkadaş tarzı yönetimde de performans düşüşleri yaşanabilir. Ama yönetici çalışana daha yakın olduğu için, yapılacak uyarı görüşmesi daha zor olabilir. Hatta bu iletişim gerginliği özel ortamlarda da yaşanabilir ve daha sonra iş yerine de yansır” diyor Moran.

“Özel yaşamı iş yaşamıyla bağdaştırmanın bir başka riski de, iyi bir çalışanı kaybetme olasılığıdır. İnsanlar bundan rahatsız olup, işten ayrılabilirler.“

İDEAL YÖNTEM NEDİR?

İşsizlik oranları düşüp, ekonomi düzeldikçe, işverenlerin kaliteli çalışanları elde tutması daha da zorlaşacaktır. Yöneticiler çalışanların ne tür bir yönetim tarzını tercih ettiklerini ne kadar iyi anlayabilirlerse, herkes o kadar başarılı olabilir.

“Arkadaş tarzı yönetim bazı durumlarda yararlı olsa da, yol gösterici tarzın avantajları daha fazladır” diyor Moran. “Lider yine siz olursunuz ve iş yerinizi çalışma alanı olarak korursunuz. Amaç çalışanların motivasyonunu yüksek tutmak ve onları mutlu etmektir. Bu ilişkiye zarar verebilecek hiçbir şeye izin vermemelisiniz”.

Kaynak : Fast Company

İnatçı ve girişken olmak başarının anahtarı olabilir!

Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?” Ne acaip bir soru demeyin. Bu soruyu bana 27 yaşındayken doktora danışmanım sormuştu. Ben de şimdi aynı soruyu üniversite son sınıflara, gerçek dünyaya atılmadan önceki son dönemeçte yöneltiyorum. İlk bakışta garip gelse de, bu soru insanı 10-15 sene sonra kendisini nerede görmek istediği konusunda düşünmeye zorluyor. Günlük dertleri, işleri bir an için boş verip, büyük resme odaklanmayı sağlıyor.

“Zamanı geçti, artık yapacak bir şey yok” demeyin. Emekliye ayrılacak birisi için bile çok önemli bir yaklaşım bu. Hayat kalitesini, kendisine koyduğu başarı kıstasları belirleyecek. Emin olun insan böyle bir dönemde kendisine amaçlar edinmezse, zamanını evham yapmaya, dert yaratmaya, doktora gitmeye harcıyor. Hayat standardı düşüyor. Devamını Oku »

Her kadın anne olmak zorunda değil mi?

Kadın için anne olmak çok önemli.

Toplumumuz için kadınların anne olması çok önemli.

Bunun için kesinlikle evlenmesi gerekli.

Belli bir yaştan sonra evlenmemişse, dedikodu malzemesi.

Yazıklar, vahh vahh’lar, evde kaldı’lar…

İşte bu yüzden, evlenip çocuğu olmayan kadının çilesi. Çocuk yapmak istemeyen kadının maruz kaldığı sorular silsilesi. Suçluluk duygusu. Doğal yolla hamile kalamayan evli çiftlerin çocuk yapmak için çektiği çileler, manevi baskılar, altına girdiği maddi yükler dahası.. Devamını Oku »

Mükemmel bir “ilk izlenim” nasıl yaratılır?

Şu uyarıyı hepimiz duymuşuzdur: “İyi bir ilk izlenim bırakmak için ikinci bir şansınız asla olmaz.” Psikologlar, yazarlar ve seminer liderleri de, yabancılar hakkımızda bir fikir edinmeden önce onlarla etkileşimde bulunmak için yalnızca 7-17 saniyemiz olduğuna dikkat çekerler.

Harika bir ilk izlenim yaratmanızı sağlayacak altı ipucu:

1- İlgi merkezi

Olumlu bir ilk izlenim yaratmanın en etkili yolu, sizin değil de karşınızdaki kişinin, eylemin ya da diyaloğun merkezi olduğunu hemen göstermektir. Spotlar yalnızca sizin üzerinizdeymiş gibi davranırsanız, arkadaşlık, iş, aşk ilişkisi ve satış fırsatlarını yitirirsiniz. Öteki odaklı olduğunuzu kanıtlayın; ilk kez karşılaştığınız kişiler, sizi yeniden görmek için can atacaklardır. Devamını Oku »

Doğru işi ve doğru sonuçları ödüllendirin!

Hangi ödülü alsanız daha memnun olurdunuz? Mevzu bizi neyin motive ettiğine veya neyin tetiklediğine gelince, hepimiz farklıyızdır. Bu bölümde, kurumunuzda gerektiği şekilde çalışmasını istediğiniz insanların nasıl ödüllendirileceğine ve iş ihtiyaçları dışındaki faaliyetlerin sonuçlarının insanlara nasıl anlatılabileceğine bakacağız.

Diyelim ki hepiniz beklenen iş sonuçlarının bilincinde ve herkes o sonuca nasıl gidileceğini biliyor. Bu yeterli mi? Hayır çünkü beklenmedik bir anda ortaya çıkan bir şey sizi yolunuzdan alıkoyabilir. Amiriniz dahil olmak üzere çevrenizdeki insanlarla yapmanız gereken şey, doğru bir şey yaptıklarında onları ödüllendirmek ve hep doğru olanı yapmalarını sağlamaktır. Devamını Oku »

Anlamlı bir hayata doğru 10 adım

Kulağa hoş gelen bir anlatım “anlamlı bir hayat”. Ancak yaşayabilmek için birçok zor soruyu da cevaplamak gerekir. “Anlam” dan kasıt nedir? Tamamen anlamlı hedefleri nasıl tanımlar? Ve bir kişi yaptığı işin daha yaratıcı ve anlamlı bir hayata doğru ilerlemesi için nasıl motive olur?

Görünen o ki; hayat önceliklerimizi, yaşamlarımızı garanti altına alıp daha iyi hale getiren ulaşılabilir hedeflere çevirmek için bir sürü şey gerekiyor. Neyse ki, modern bilim bize bu yolculukta yardım ediyor. Büyük okul kavramlarını (pozitif psikoloji, öz kararlılık teorisi, öz uyum teorisi, çözüm odaklı terapi ve motivasyon çalışmaları gibi) hareket planına dökerek, seveceğiniz hayatı yaratacak bilimsel süreci geliştirmek mümkün. Bu süreç, gelecekle ilgili dolu ve detaylı vizyon oluşturmakla başlıyor, bu geleceği gerçeğe dönüştürecek eylem planıyla devam ediyor ve günlük hedefleri kovalarken gerekli motivasyonu yüksek tutacak tavsiye ve araçlarla sonlanıyor. Devamını Oku »

İşte niçin ve neden yalan söyleriz?

Herkes tarafından kınansa da “yalan” günlük hayatımızın bir parçası maalesef. Birçok araştırma sonucu var elimizde. Farklı farklı sonuçlar çıksa da Amerikalıların günde ortalama iki yalan söylediğini ortaya koyuyor. Aslında yalanların dağılımı Pareto prensibine uygun: Yalanların yüzde 80’i, kişilerin yüzde 20’si tarafından söyleniyor ve geriye kalan yüzde 80’lik kişi grubu yalanların yüzde 20’sinden sorumlu oluyor. Öyleyse yalan söylediğinden şüphelendiğiniz bir çalışma arkadaşınızla nasıl başa çıkabilirsiniz? Cevap, karşı karşıya olduğunuz yalanın ve yalancının tipine göre değişir.

Sık yalan söyleyenlerin iki belirgin özelliği vardır. Öncelikle ahlaki olarak zayıftırlar; bu nedenle yalan söylemeyi ahlaksızlık olarak görmezler. İkincisi, birçok insan baskı altında kalınca (örneğin gerginken, korkmuşken veya kaygılıyken) yalan söylemesine karşın; sürekli yalan söyleyenler ruh halleri iyiyken veya işler kontrol altındayken de yalan söylerler. Zira bundan keyif alırlar. Devamını Oku »

Son zamanların yeni silahı : Riyakârlık

Sözlük anlamı iki yüzlülük, sahtekarlık olan bu kadar itici gelen bir ifadenin son zamanları özetleyen bir kavram olması aslında ne kadar korkutucu değil mi? Gündelik hayatta riyakarlığa ne zaman baş vuruyoruz? Çoğunluğun riyaya başvurduğu bir dünyada bu yola başvurmadan var olmak mümkün mü? Hasan Alperoğlu bireysel ve toplumsal riyakarlığın anatomisini yazısında son derece çarpıcı bir dille ele alıyor.

Beyaz riyâkarlık…

Öyleymiş gibi yapmak, riyâkarlık, iki yüzlülük, temelde yalan söylemenin bir tiyatro eseri gibi sahneye konulmasıdır. Karşımızdakinin istediğimiz tepkiyi göstermesini sağlamak için hissetmediğimiz bir duyguyu varmış gibi göstermiş oluruz ‘mış gibi’ yaptığımızda. Bazı avantajlar elde edebilmek, amacımıza ulaşabilmek için, gerçek kendiliğimizle örtüşmeyen bir resmi yaymaya çalışırız. Her şey duygularla ilgilidir ama, tiyatro sahnesi duygu zemini üzerine kuruludur. Devamını Oku »

Senin ağzından çıkanla benim kulağıma giren bir mi?

Çok iyi geçtiğine inandığın bir iş görüşmesi sonrası işe alınmadığın oldu mu hiç? Veya sevgiline, eşine, sevdiğine, dostuna iyi bir şey söylediğini düşündüğünde hemen ardından kavga ettiğin oldu mu? Ya da yüz yüze harika vakit geçirirken kavga etmezken, whatsapp’la, sms’le veya facebook sohbet’le konuşurken tartışma yaşadın mı? Eğer tüm bu sorulara cevabın evetse iletişimzedeler arasına hoş geldin.

Tam olarak anlatmak istediğini anlatabildiğin (zaten sorun karşındaki insanda, seni anlamıyor) ve karşındakinin tam olarak senin anlattığını anlayabildiği bir model olsaydı bu nasıl olurdu? Cevabını duyar gibiyim. “Harika olurdu.” En azından ben harika olacağını düşündüm. Etkili iletişim ipuçlarına bombalama yapmadan önce bakalım neymiş bu iletişimin etkili olanı. Devamını Oku »